| | Üretsiz Blog oluştur
Giresun - İlçeleri, Tarihi, Resimleri, Videoları, Fındık, Giresun28RSSYorum RSS

Topal Osman Ağa 

 

http://www.fotogiresun.com/fotograf/data/media/18/topalosmanaga.jpg

-1884 Yılında Giresun'un Hacıhüseyin Mahallesinda doğdu.

-1912 Yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yararlanarak sakat kaldı ve 'TOPAL' lakabı ile anılmaya başlandı.

-30 Kasım 1915'te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.

-Şubat 1918'de Giresun Belediye Başkanı oldu.

-Şubat 1919 Yılında Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.

-1919 Yılında İstanbul Hükümeti hakkında tutuklama kararı çıkardı, Tutuklanmamak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine kaçtı.

-29 Mayıs 1919'da Atatürk ile Havzada gizli olarak buluştu.

-5 Haziran 1919'da Arkadaşları ile Pontusçu Rumlar'ın Giresun'daki Rum Mektebine Astıkları Pontus bayrağını indirdi.

-8 Temmuz 1919'da hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.

-Temmuz 1919 'da giresuna geri döndü ve tekrar belediya başkanı ve muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı oldu.

-Temmuz 1919'da Osman Ağaya Kaymakam Baki bey tarafından başarısız bir suikast düzenlendi.

-Şubat 1920'de 'GEDİKKAYA' gazetesini yayınlamaya başladı.

-Eylül 1920'de Giresunlu gönüllüler ile Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars'a gitti.

-12 Kasım 1920'de Giresun usakları ile birlikte Ankara'da Atatürk'ün muhafızlığına başladılar.

-12 Kasım 1920'de Osman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırmaları.

-5 Ağustos 1921'de Komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Ankara'ya geldi.

-Ağustos 1922'de 42. ve 47. Gönüllü Alayları Başkomutanlık, Sakarya Meydan Muharebesine katıldılar.

-2 Nisan 1923, Osman Ağa 'nın ölümü ve Cumhuriyet Şehidi olması.

-Nisan 1923, Osman Ağa 'nın Giresun kalesine gömülmesi.

-Mart 1925, Osman Ağa'nınnaaşı anıt mezara taşınmıştır.

Osman Ağa Kimdir

Osman Ağa, Giresun'un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzadeler ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, Annesi Zeynep hanım olup ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini ödemesine rağmen O gönüllü birlik oluşturarak savaşa katıldı. Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi unvanını aldı. Giresun'a döndükten sonra 1.Dünya savaşına katılmış,Batum ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını geçmelerini engelleyerek Tirebolu'nun işgalini önlemiş.

Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, Uzun yıllar beraber yaşayan Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin belini gönüllüler kurarak kırmış. Bu Rum ve Ermeni işgalci çeteler,Osmanlı hükümetine Osman Ağa'yı şikayet ederek hakkında tutuklama kararı çıkarttırmışlar, Bunun üzerine Osman Ağa, Şebinkarahisar bölgesine yerleşmiş.

8 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Kızılhaç heyetini taşıyan bir Yunan gemisi Giresun'a gelir. Heyet 11Mayıs 1919 tarihinde Taşkışla'ya beyaz renkli Yunan Kızılhaç Bayrağını asar, 5 Haziran 1919 Tarihinde ise Pontus bayrağını asarlar. Bu olaylar üzerine Osman Ağa , Harekete geçerek arkadaşları ile birlikte işgalcilerin bayraklarını indirip, yerlerine Türk bayrağını asarlar.

Osmanlı hükümeti tarafından affedilen Osman Ağa; İzmir ilinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, 17 Mayıs 1919 tarihinde Giresun'da büyük bir miting düzenleyerek işgalci devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.

29 Mayıs 1919 tarihinde Havza'da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk'den aldığı emirler doğrultusunda hareket etmiş, ayrıca bu emirler kendisine güç verdiği için daha rahat hareket etmeye başlamış.

Erzurum Kongeresine Dr Ali Naci DUYDUK ve İbrahi Hamdi Bey'i temsilci temsilci olarak göndermiş. Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alpaslan ve Jandarma Komutanı Hamdi Bey ile anlaşarak,Eylül 1920'de Giresun gençlerinden oluşan 'GİRESUN GÖNÜLLÜLER TABURU'nu kurmuştur.

Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12 Kasım 1920'de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş, Atatürk'ün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, Daha sonrada Giresun'dan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş. Bu şekilde Atatürk'ün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuş.

Giresun'da GEDİKKAYA isimli bir gazete çıkartarak, Milletin milli şuurun'un oluşmasını sağlamaya çalışmış. Bu çalışmaları art niyetli kişiler tarafından engellenmeye çalışılmış.

Giresun Müdafa-i Milliye Başkanı ve Belediye Başkanı sıfatıyla Kasım 1920'de Ankara'ya gitmiş,Gerekli emirleri aldıktan sonra Giresun'a dönerek, 12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların kurulması çalışmalarını başlatmış.

Mar 1921'deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.

Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini tamamen kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alayı ile birlikte Sakarya savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay, Tirebolulu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar göstermiştir, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına kadar savunmuşlar.Bu alayın tamamını şehit veren Osman Ağa, Mangaltepe sırtlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.

Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2 Nisan 1923'de çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken vefat etmiş

Mezarı Giresun Kalesindedir.

RUHU ŞAD OLSUN

Giresun Spor 

 

Giresun Spor Tarihçesi

Giresunspor ilk kez 1925 yılında Sarı – Lacivert renkler altında, öğretmen Fevzi ve Faruk beyler tarafından kurulmuştur. Amatör olarak futbol, atletizm ve su sporlarında faaliyet göstermiştir.
Giresunspor Kulübü 1925’den beri sürdürdüğü faaliyetine 3530 sayılı Beden Terbiyesi yasasının yürürlüğe girmesiyle 28 Mart 1941 yılında kapanmıştır.
Kulübümüz kapanmasının ardından 26 yıl geçtikten sonra 31 Mart 1967 yılında 3- 514 Sayılı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tescil onayı ve oluru ile profesyonel olarak yeniden kurulmuştur.
Giresunspor Kulübü Derneği; Zamanın Spor Bakanı ile Futbol Federasyonu Başkanının,Giresun’da kurulacak bir profesyonel Futbol kulübünün Türkiye 2. Ligine alınacağını 9.nisan.1967 günü açıklaması üzerine o günkü amatör spor kulüplerinden Yeşiltepe Spor kulübünün adı ve renklerinin değiştirilip yeni bir tüzük değişikliği ile İlimizin gururu Giresunspor’un Türkiye ikinci Milli Ligine alındığı müjdesi 9 Nisan 1967 tarihinde Ordu ilinden konvoylarla Giresun’a getirilen Devlet Bakanı Kamil OCAK ve Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref APAK tarafından, Belediye Meydanında büyük tezahürat ve bayram havası içinde açıklanmıştır.
Bugün dünyada bir eşi daha bulunmayan Fındığımızla birlikte reklam kaynağımız olan Giresunspor’un kuruluş ve lige alınmasında Yeşiltepe, Akınspor ve Beşiktaş kulüplerinin Başkanlarıyla zamanın Valisi Celalettin Tüfekçi Belediye Başkanı, General Dr. Ali Rıza ERKAN ile Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Kemal MÜFTÜOĞLU’nun çok büyük girişim ve çabaları olmuştur.
Profesyonel Ligde Kurucu Başkanlığını Yaşar TURHAN yapmıştır. Daha sonra yapılan Kongrede Hasan GÜREL Başkan seçilmiştir. GİRESUNSPOR’ un ilk resmi maçı 20 Ağustos 1967 tarihinde İstanbul’dan lige katılan Beylerbeyi spor takımı ile Giresun’da oynanan ve 0 – 0 biten maç olmuştur.
Giresunspor ilk resmi maçına şu kadro ile çıkmıştır; Mehmet, Hüseyin, Sadettin, İsmet, Erol Fevki, Servet, Küçük Şükrü, Ünal, Büyük Şükrü, Muhlis Giresunspor, 1971 – 1972 sezonunda Türkiye I. Ligine çıktı. Altı yıl 1. ligde mücadele verdikten sonra 1976 – 1977 yılında II. Lige, 1977 – 1978 yılında III. Lige düştü. 1978 – 1979 yılında II. Lige çıkan Takımımız, 1985 – 1986 sezonunda tekrar III. Lige düştü. 1987 – 1988 sezonunda şampiyon olarak tekrar II. Lige çıkmıştır. Daha sonra tekrar, 1999-2000 sezonunda 3.lige düşen GİRESUNSPOR; 2004-2005 sezonunda şampiyon olarak 2. Lig B Kategorisine yükselmiştir.
Kulübümüze bu güne kadar Kurucu Başkan olarak; Yaşar Turhan, daha sonra; Hasan GÜREL, Yılmaz SÜTLAÇ, Ahmet Kaya TİRALİ, Mehmet Ali GÜNEY, Orhan YILMAZ, Ali KÜÇÜKAYDIN, İbrahim TÜRK, Bekir AYGÜN, Mehmet LARÇIN, Yavuz Selim BAŞAR, Naim AYGÜN, Mehmet BULUT, Muzaffer DENİZ, Osman ÇIRAK, Gürcan EJDEROĞLU Başkanlık yapmıştır. Halen M. Fatih KİTAPÇI Kulübün Başkanıdır.






































 

 

 

 

Giresun ve Fındık 

 

Fındık meyvesi çok eski devirlerde insanlar tarafından yenilmiş ve besin değeri takdir edilmiştir. Zaman zaman hükümdar sofralarına giren fındık meyveleri sonraları Akdeniz bölgesinde ticaretin artması ve genişlemesi ile bir servet ve bereket timsali halini almıştır.

Fındık dünya çapında yetiştirilme alanı bulmuş, rağbet görmüş bir üründür.

Tarımla uğraşan birçok küçük işletmeli ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Daha sonraları yetiştirilme alanları genişletilerek ithalatta ve ihracatta yerini almıştır.

Fındık insan hayatına öyle bir yerleşmiştir ki geçmişten bugüne kadar edebiyatta, folklor de, sözlüklerde, seyahatnamelerde ve hatta tıp ta adından bahsettirmiştir. Böylelikle fındık insanlığın vazgeçilmez ürünlerinden biri olmuştur.

Çeşitli kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan bu tezde, fındığın tarih boyunca gelişimini, türlerini ve dünyada ki üretim alanları hakkında geniş bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Fındığın geçmişini zenginlikleri ortay koymak amaçlanmıştır.



GİRİŞ




Ülkemizde ekonomik, sosyal ve doğal kaynakların korunması yönünden önemli bir yere sahip olan fındık bitkisi; çiçekli bitkiler (spermatophyta=phanerogamae), kapalı tohumlular(Angiospermae) alt şubesi, iki çenekliler (Dicotyledonae) sınıfı, serbest taç yapraklılar (Choripetalae) alt sınıfı, mantolular grubunda, kayıngiller (Fagales) takımı, huşgiller (Betulaceae) Familyası fındıkgiller (Corylus) cinsi içinde yer almaktadır.

Fındığın Kuzey Yarım kürenin ılıman iklim kuşağını, Japoya’dan, Çin, Mançurya, Kafkasya, Türkiye, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya kadar yabani formlar biçiminde kapladığı bilinmektedir. Kültür formlarını oluşturan en önemli türler ise Artvin’den Kırklareli’ne kadar uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve Kuzey Geçit bölgelerinde yoğun olarak bulunmaktadır. Fındığın kültüre alınma tarihi 2500 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Enophen İsa’dan önce 400 yıllarında Kuzey Anadolu’da Pontus Euxinus’da (Kerasus) (Giresun) Pontus Yemişi adını verdiği ufak bir meyveden bahsetmektedir. Bu kadar eski kültür izine rastlanması sonucu fındığın anavatanının yurdumuzun Karadeniz Bölgesi olduğu ve kültür fındığının dünyaya buradan yayıldığı kabul edilmektedir. Bu meyvenin 600 yıldan beri ticareti yapılmaktadır. Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan 16 çeşit fındık mevcuttur. Buna ilave olarak Giresun’ da bulunan Fındık Araştırma Enstitüsünde 30 yıldan beri süregelen seleksiyon ve melezleme çalışmaları sonucunda ticari üretimi yapılabilecek 7 çeşit adayı daha geliştirmiştir.

Kültür fındığı, Kuzey Anadolu’dan, önce Yunanistan’a oradan da İtalya’ya götürülmüş, bu ülkede Avella şehri civarında yaygın olarak yetiştirilmeye başlanmış ve önemli türü olan Corylus Avellana L. adını bu yöreden almıştır. Sicilya ve İspanya'ya Araplar eli ile ulaşmış, Fransa’da çok yaygın zamanlara kadar önemli bir kültür bitkisi olarak ele alınmıştır. İngiltere ve Almanya’da çoğunluğunu Corylus Maxima Mill.’in oluşturduğu ve doğal flordan seçilmiş tipler büyük ilgi uyandırmıştır. ABD’de ise, fındık yetiştiriciliği son 70 yıl içinde gelişme göstermiş, güçlü araştırma ve geliştirme programları ile desteklenerek önemli bir sıçrama yapmıştır.




TARİH BOYUNCA FINDIK

1 – DÜNYA DİLLERİNDE FINDIK


Fındık kelimesi Türkçe olmamakla beraber Bundukdar gibi istilah şekilleri eski dilimize yerleşmiştir.

Fındık kelimesine dair, dünya sözlüklerinden elde edilebilen lengüistik bilgi sıra ile aşağı alınmıştır.

Fındık kelimesi ( Pontus Cevizi ) manasına gelen Yunanca Pontikon Karyon’dur. Rumcası : Leptokarion ( ince ceviz ) halk dilinde fındıktır. Ermenice : Kalin, Arnavutça Lajthi olarak kullanılır.

Botanikte Corlyus Avellane Pontika olan fındık kelimesini İranlılar bizden funduk, Araplarda Bunduk şeklinde almış olup Arapçada Elculuz olarakta kullanılır. Çince de Chen-tse yahut Chen-li, ilmi adı ( Corlyus heterophylla, Fısch ) dır.

Türkiye haricinde kalmış Türklerde fındık karşılığı olarak taklidi ses esasına dayanan çit kökünden gelme kelimelerle ifade olunur.


Kazan – Çitlevük

Kırım – Çetleük

Kumuk – Çertlevük

Türkiye Türkçe’sinde de Çitlembik şeklinde de kullanılır.


1 - 1 Fındığın Başlıca Avrupa Dillerindeki Karşılıkları :


Hint – Avrupa ana dilindeki itibari kökleri : Qos(e)lo (fındık yemişi; Lazd ( fındık fidanı )

Germenlerde; eski Nordca : Hasl

İsveç, Norveçce : Hassel

Eski Yüksek Almanca : Hasal

Almanca : Hassel, Hasselnuss

Anglosaksonca : Haesel
İngilizce : Hazel, Hazelnut

Felemenkçe : Hazelaar

Amerikanca : Filberts


Latinlerde :


Latince : Corulus, Corylus

Eski Fransızca da : Avelaine

Fransızca (küçük ceviz ) : Noisette

İtalyanca ( ,, ,, ) : Nucciola

İspanyolca : Avellana

Portekizce : Avella

Romence : Aluna


Güney Batı Avrupa’nın fındık yetiştirdiği yer İtalyanın Campanla bölgesinde bulunan Abella şehri idi, bundan ötürü bu yemişe de Abella Cevizi manasına olarak ( nux abellana ) denilirdi, sonraları bu Avellana olmuştur.





İslavlarda :


Müşterek kök orman manasına gelen les ile ifade olunur.

Rusça ( orman cevizi ) : Liesnoy oreh

Polonezce : Leszczyna

Çekçe : Liska

Sırp – Hırvatça : Leska

Bulgarca : Leşnik

Baltıklarda :


Eski Prusça : Laxde

Litvanca : Lazd’a

Letçe : Lagzds

Fince : Pahkina

Macarca : Mogyoro


1 – 2 Ferhengi pehlevi’de fındık :


İstimal edilmekte bulunan fındık kelimesinin pehlevi dilinde ki ( funduk ) yahut ( punduk ) ve Avestai ( benduk ) ve Sanskrit ( Beddük ) kelimesinin muarrabı olup, başı kapalı nesne manasını ifade eder.

GİRESUN VE FINDIK


Bir çok Tarihi Belgelerde ilk Kültür Fındığının Yetiştirildiği yer olarak ifade edilen Giresun’da fındık hayatın her aşamasında kendini göstermektedir.

İlimizin yaklaşık 100.000 hektar alanında yapılan fındık tarımı insanımızın işi, aşı, düğünü kısacası her şeyi olmuştur fındık. Fındık hasat zamanı insanımızın bir zaman belirtisi olmuştur. Şöyle ki, Düğün ne zaman fındıktan sonra veya fındıktan önce gibi zamanlarla ifade edilmektedir. İlimiz insanının Türkülerine konu olan fındık ilimizde genelde Ağustos ayının ilk yarısında olgunlaşıp hasata başlanılır.

Yeşilin mavi ile kucaklaştığı doğa harikası ilimizde hasat zamanı fındık bahçelerini görmek gerekir. Uzaktaki yakındaki herkes genç-ihtiyar, kız-erkek üreticilerin o meyilli yamaçlarda bir makine düzeni ile dallara uzanarak çotanak toplamaları, kıvrak Giresun-fındık türkülerini insanı şaşırtan bir hızla söylemeleri bir arada yenen coşkulu imece yemekleri, sık sık yağmur ve güneşin oluşturduğu gökkuşağının oluşturduğu doyumsuz güzelliği, özetle doğayla bütünleşen bir hareket, ses ve renk armonisi, dinsel kitaplarda ve mitolojilerde yer alan bir dizi öyküyü anımsatır. Bu sanki insanın topraktan fışkıran bereketi karşılamasının törene dönüşen öyküsüdür.

Yaşamın yeşil yeşil her yerden fışkırdığı bu doğa cennetinin seven insanları, size içtenlikle “hoşgeldiniz” diyeceklerdir......


GİRESUN TOMBUL FINDIĞI


Üretim Yerleri: Giresun ili; Piraziz, Bulancak, Merkez, Dereli, Keşap, Yağlıdere, Espiye, Güce, Tirebolu, Doğankent, Görele, Çanakçı, Eynesil ilçelerinde, Trabzon ili; Beşikdüzü, Vakfıkebir,


Üretim Tekniği : bir ılıman iklim meyve türüdür. 550 m. rakıma kadar olan, yıllık optimal sıcaklığın 13-16 ºC, en düşük sıcaklığın –5 ºC ve en yüksek sıcaklığın ise 35 ºC civarında olduğu yörelerde yetiştiriciliği yapılmaktadır. periyodizite eğilimi yüksek, toplam en az sıcaklık ihtiyacı 2284 ºC, toplam en çok sıcaklık ihtiyacı 2572 ºC olup, ortalama gün ısısı ise 20ºC’dir.

Yıllık yağış toplamının 700 mm. nin üstünde ve bu yağışın aylara dağılımının dengeli olması gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nemin %60 ın altına düşmediği, Taban suyu yüksek olmayan, besin maddelerince zengin, tınlı-humuslu ve pH’ ı 5-7 arasındaki topraklarda yetişir.

Bitki yapısı; 2-3 m. boylarında, orta derecede taçlanan, 5-10 cm. çapındaki 5-6 adet dalın bir araya getirilmesiyle oluşturulan ocak adı ile tabir edilen ağaççık formundaki bitkilerdir.


Döllenme : Tek evcikli bir bitki olup, erkek ve dişi çiçekleri aynı bitki üzerinde, ancak değişik yerlerde oluşmaktadır. Kasım- Mart ayları arasında açmaya başlayan karanfil adı verilen dişi çiçekler, yine aynı dönemlerde olgunlaşıp polen yaymaya başlayan püs adı verilen erkek çiçekler tarafından tozlanır. 3-5 ay sonra döllenme tamamlanır. Giresun tombul fındığının öncelikli tozlayıcı çeşidi olarak Palaz, mincane, foşa ve kalınkara çeşitlerinden bir veya ikisi meyve tutumunun yüksek olması bakımından bahçe içerisinde % 8-12 oranında bahçenin hakim ve rüzgar alan yerlerinde bulunması gerekir. Kalite düzeyinin sürekli olarak korunması için tek çeşit tozlayıcı ile döllenmenin sağlanması uygun olacaktır.



GENEL ÖZELLİKLERİ :


- Hasat Zamanı : Erken orta (10-15 Ağustos)

- Dişi Çiçek Açma Zamanı (% 50) : Orta geç (10-20 Ocak)

- Erkek Çiçek Açma Zamanı (% 50): Erken (10-20 Kasım)

Meyve Şekli Kabuklu

- Şekil Değeri ve biçimi :1,11 yuvarlak

- İriliği (gr):1,46

- Kabuk Kalınlığı : 1,01 mm.

- Randıman : 52,40

-1 kg’daki kabuklu dane sayısı: 670-730 adet/kg

-Kabuklu Meyve İriliği(mm): 16,3(17,2-16,5-15,4) (uzunluk-Genişlik-Kalınlık)

çotanakta (Meyve Salkımı)

- Meyve Sayısı: 3,45

- Kabuk Rengi : Kahverengi

- Kabuk Özelliği: Parlak renkli, loblu, ucu hafif tüylü

- Zuruf Özelliği: Uzun, uca doğru geniş ve açık yırtmaçlı (Meyve Boyunun 2-2,5 katı)

Meyve Şekli İç:

- Aroma : kendine özgü tat ve lezzette, çok lezzetli, natural iç veya kavrulup yendiğinde damakta bıraktığı kendine özgü aroması, tadı diğer çeşitlerde olmayan farklı bir özelliktir.

- Şekil değeri ve biçimi: 1,07 yuvarlak

- İriliği (gr): 0,96

- İç meyve iriliği(mm): 13,1(13,8-13,1-12,6)(uzunluk-genişlik-kalınlık)

- Boyutları: 6 mm ve üzeri

- İç meyve zarının(Testa) Sakallılığı : Sakalsız

- Tohum Zarı (Testa) Rengi : Açık, parlak

-Yağ oranı: % 63,82

-Protein oranı: % 16,92

- Tohum zarının Soyulabilirliği (Beyazlatma) Oranı: % 96,6

Fındık 

 



Tarihi belgelerde günümüzden 2300 yıl önce Türkiye'nin kuzeyinde Karadeniz kıyılarında fındık üretildiği belirtilmekte ve fındığın son 6 yüzyıldan beri Türkiye'den diğer ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir. Dünya'nın fındık üretimi için gerekli uygun hava koşullarına sahip bir kaç ülkesinden biri olan Türkiye, toplam Dünya üretiminin % 75'ini, ihracatının ise % 70-75'ini gerçekleştirmektedir.

Türkiye'nin Karadeniz sahillerinde yoğun bir şekilde yeralan fındık bahçeleri, sahilden içeriye doğru en fazla 30 km'yi geçmeyen alanda bulunmaktadır. Batı Karadeniz'de Zonguldak'tan (istanbul'un doğusu) başlayarak doğuya doğru tüm Karadeniz boyunca deniz ve dağlar arasında yeşil bir kuşak gibi hemen hemen Gürcistan sınırına kadar uzanır.
Türkiye'de 550-600 bin hektar alan üzerinde üretimi yapılan fındık ile dolaylı ve dolaysız olarak 4.000.000 insan ilgilenmekte olup, bu durum fındığın sosyo-ekonomik önemini artırmaktadır. Türkiye'nin Dünya'daki diğer fındık üreten ülkeler arasında, üstün kalitesi nedeniyle seçkin bir yeri olup, üretim ve ihracatta liderliğini sürdürmeye devam etmektedir.

ÜRETİM ALANLARI

Yeryüzünde, 36-41 kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında yetişen fındık ağacı, kıyılardan en çok 30km içerde ve yüksekliği 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir.

Türkiye'de fındık yetiştiren bölgeler iki alt bölgeye ayrılabilir:

a) 1. Standart Bölge (Karadeniz Bölgesi'nin doğu bölümü): Ordu, Giresun, Rize, Trabzon ve Artvin illeri.

b) 2. Standart Bölge ( Karadeniz Bölgesi'nin orta ve batı bölümü) : Samsun, Sinop, Kastamonu, Bolu, Düzce, Sakarya, Zonguldak ve Kocaeli illeri.

HASAT

Türk fındıkları genellikle Ağustos başı ile Ağustos sonu arasında, bahçenin bulunduğu yerin yüksekliğine göre olgunlaşır. Zamanında hasat fındık dallarının silkelenmesiyle yere düşen zuruflu fındıkların yerden toplanmasıyla yapılmaktadır.Diğer bir hasat şekli ise dallardan tek tek toplanarak yapılandır.
Bahçelerden toplanan fındıklar arazinin durumuna göre aynı gün veya birkaç gün sonra harmana getirilir ve harmanda 10-15 cm kalınlığında serilerek zurufları kahverengi oluncaya kadar güneşte soldurularak ön kurutma yapılır. Soldurma işleminden sonra fındıklar patozla zuruflardan ayrılarak tenteler üzerinde ince tabakalar halinde güneşte kurumaya bırakılır.
Ön kurutma dahil havanın durumuna göre toplam kurutma süresi 15-20 günü bulur. Tabii şekilde ve güneş altında kurutma Türk fındığının lezzetli olmasında önemli bir etkendir.

KULLANIM ALANLARI

Türkiye ve Dünyada çerez olarak da tüketilen fındığın % 90'a yakın kısmı kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş,un ve püre halinde çikolata, bisküvi, şekerleme sanayiinde, tatlı, pasta ve dondurma yapımı ile yemek ve salatalarda yardımcı madde olarak kullanılmaktadır.

Yaklaşık beşbin yıldır bilinen fındık, meyvesinden odununa kadar birçok yerde insanlığa büyük yararlar sağlamaktadır. Fındık kabuğu ülkemizde özellikle fındık üretilen bölgelerde çok değerli ve yüksek kalorili bir yakacak olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca fındık odunundan sepet , baston, sandalye, çit ve el aletleri yapımında faydalanılır. Bazı türleri park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fındık yaprağı ile meyve zurufleri de, gübre olarak kullanılmaktadır. Üretim fazlası fındıklar yağlık olarak değerlendirilmektedir. Fındık ham yağı rafine edilerek yemeklik yağ olarak, fındık küspesi ise yem sanayiinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.

SANAYİ VE TİCARET

Halen ülkemizde yıllık 1.800.000 ton iç kapasiteli 180 kırma fabrikası ile yıllık 350.000 ton iç kapasiteli 40 işleme tesisi bulunmaktadır. 1970'li yıllarda fındık ihracatımızın % 90'ı kabuklu ve natürel iç olarak gerçekleşirken, fındık işleme sanayisindeki olumlu ve hızlı gelişmeler sonucunda işlenmiş fındık ihracatının toplam ihracatımızdaki payı 2000 yılında %30'un üzerine çıkmıştır.

Üretimin her aşamasındaki etkili ve özenli kalite kontrol sistemleri sayesinde alıcı firma isteklerinin tam anlamıyla yerine getirilmesine paralel olarak özellikle işlenmiş iç fındık ihracatı her yıl artış göstermektedir. Ülkemizde hazırlanan işlenmiş fındıklar, natürel fındık almak suretiyle birçok ithalatçı-sanayicinin kendi tesislerinde hazırladıkları işlenmiş fındıklardan çok daha kalitelidir. Günümüzde gerek resmi,gerekse özel sektöre ait işlenmiş iç fındık üretiminde kalite güvence departmanlarınca HACCP kapsamında en asgari düzeyde yapılan analizler ilişikte bulunmaktadır.

AMBALAJ

Ülkemiz fındık ihracatı alıcı isteğine bağlı olarak aşağıda belirtilen ambalajlarda gerçekleştirilmektedir.

Natürel İç :

- Genel olarak 25, 50 veya 80 kg’lık jüt çuvallarda,
- 500, 800 veya 1000 kg'lık lamineli bigbag'lerde
- 10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda, doğrudan karton kutularda)
- 25 veya 40 kg’lık kağıt torbalarda
-Doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda

Beyazlatılmış, Kavrulmuş, Kıyılmış, Un :

- 25 veya 50 kg’lık polietilen torbalı jüt çuvallarda
- 10, 12.5, 20, 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda)
- 500, 800 veya 1000 kg’lık lamineli bigbag'lerde
- Alüminyum vakum torbalarda
- Doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda

Dilinmiş:

- 10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık polietilen torbalı vakumsuz karton kutularda

Füre:

- Gıdada kullanılan 30, 60, 120, 200 veya 220 kg’lık plastik varillerde
- 30, 60, 200 kg’lık laklı metal varillerde
- Doğrudan 20 veya 22 tonluk tankere dolum yapılmak suretiyle.


TÜRK FINDIK ÇEŞİTLERİ

Türk fındığı kalite açısından Giresun ve Levant olmak üzere ikiye ayrılır.

Giresun Kalite: Giresun ilinin tamamında yetiştirilen tombul fındıklar ile az çok Giresun kalitesi özelliği taşıyan Trabzon ilinin Beşikdüzü, Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Akçaabat ilçelerinde yetiştirilen tombul fındıklardır. Dünyanın en üstün özellikli fındıklarıdır. Dünyadaki fındık çeşitleri içinde en yüksek oranda zar atan fındıktır.

Levant Kalite: Giresun kalite fındığın üretim bölgesi dışında kalan bölgelerde üretilen tüm fındıklara verilen ortak isimdir. Yetiştirildiği yere göre Levant Akçakoca, Levant Ordu, Levant Trabzon ve Levant Samsun olarak isimlendirilen bu fındıklar Giresun kalite fındıklardan daha az yağ oranı içermesine rağmen diğer ülkelerde yetiştirilen fındıklardan genellikle daha yüksek yağ oranına sahip olup, tat bakımından da üstün niteliktedirler.

- Kabuklu Fındık
- İç Fındıklar
- İşlenmiş Fındıklar

KABUKLU FINDIKLAR

Yuvarlak Fındıklar ( Tombul Fındıklar ) : Uzunluk,genişlik ve kalınlıkları hemen hemen aynı olan küresel biçimli fındıklardır. Genellikle orta irilikte yüksek kaliteli çeşitlerdir.
İç verimleri (randıman), yağ ve protein oranları yüksektir. Kolay zar atan ve beyazlatılabilen çeşitlerin tümü bu gruptandır. Yuvarlak şekilleri nedeniyle kırmaya elverişlidirler.
Bu gruba giren Giresun Tombul Fındığı, dünyanın en üstün nitelikli çeşididir. Ayrıca Palaz, Mincane, Foşa, Kan, Çakıldak, Kara bu gruba girmektedir.

Sivri Fındıklar : Uzunlukları genişlik ve kalınlıklarından biraz daha fazla olan çeşitlerdir. Bu cins fındıklar kırılma esnasında daha fazla zayiat verir. Bu nedenle daha çok kabuklu olarak pazarlanırlar. Sivri ve İncekara gibi çeşitleri vardır.

Badem Fındıklar: Uzunlukları kalınlık ve genişliklerinden oldukça fazla olan çeşitlerdir. Genellikle iri ve gösterişlidirler, fakat düşük kaliteli çeşitlerdir. Kırmaya ve işlemeye elverişli değillerdir. Kabuklu olarak, daha çok kurutulmadan, çerez olarak tüketilirler. Yuvarlak Badem ve Yassı Badem olarak iki çeşidi vardır.

İÇ FINDIKLAR

İÇ FINDIK (STANDART - 1)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 13-15 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.

İÇ FINDIK (STANDART - 2)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 11-13 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.

İÇ FINDIK (STANDART - 3)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 9-11 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.

İŞLENMİŞ FINDIKLAR

BEYAZLATILMIŞ İÇ FINDIK

Tanımı:İç fındığın zarının attırılarak beyazlatılması ve kısmen beyazlatılmış tanelerinden ayrılmasıyla hazırlanmış mamuldür.

Kullanıldığı yerler : Çikolata sanayii ve tuzlu fındık imalatında kullanılmaktadır.

KAVRULMUŞ İÇ FINDIK
Tanımı: İç fındığın kavrulmasıyla hazırlanmış mamuldür. Arzu edilen kavurma dereceleri ile isteğe bağlı olarak hafif, orta veya çok kavrulmuş şekilde, yine isteğe bağlı olarak tamamen zarsız veya kısmen zarlı hazırlanabilir.
Kullanıldığı Yerler: Çikolata sanayiinde ve kuruyemiş olarak tüketilir.

KIYILMIŞ İÇ FINDIK
Tanımı : Naturel veya kavrulmuş iç fındığın tekniğine uygun olarak milimetrik boylarda (2-4 mm, 3-5 mm vs) parçalar halinde kesilmesi suretiyle hazırlanmış mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Dondurma, bisküvi, çikolata, pastacılıkta kullanılır.

DİLİNMİŞ İÇ FINDIK
Tanımı: İç fındığın tekniğine uygun olarak kesilerek yaprak haline getirilmesi suretiyle hazırlanmış mamuldür.
Kullanıldığı Yerler: Pastacılıkta kullanılır.

ÖĞÜTÜLMÜŞ / TOZ FINDIK (FINDIK UNU)
Tanımı : Naturel veya kavrulmuş iç fındığın tekniğine uygun olarak öğütülmesi suretiyle elde edilen mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Pastacılık, bisküvi, dondurmacılıkta kullanılır.

FINDIK EZMESİ
Tanımı : İç fındığın kavrulup zarlarından kısmen veya tamamen ayrıldıktan sonra ve kavrulmuş veya kısmen kavrulmuş iç fındığın tiplerine göre gereken teknoloji uygulanılarak içine muhtelif lezzet ve çeşni verici maddelerle gerektiğinde katkı maddelerinden bir veya bir kaçının katılarak küçük parçacıklar halinde ezilmiş veya tamamen ezilmiş ve homojen hale getirilmiş olarak üretilen mamüldür.
Kullanıldığı yerler : Doğrudan tüketildiği gibi çikolata sanayiinde ve pastacılıkta kullanılır.

FINDIK FÜRESİ
Tanımı: Kavrulmuş iç fındığın (hafif, orta veya çok kavrulmuş) tekniğine uygun olarak ezilmesi ile elde edilen fındık ezmesi vb. mamullerin yapımında kullanılan kıvamlı bir yarı mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Dondurma ve çikolatacılıkta kullanılır.

YAĞDA KAVRULMUŞ / TUZLANMIŞ BÜTÜN FINDIKLAR
Tanımı : İç fındığın tuza bulanarak kavrulması veya yemeklik yağlarda kızartılması suretiyle hazırlanması ile elde edilen bir mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Doğrudan tüketiciye sunulan bir mamuldür.

KAVRULMUŞ KABUKLU FINDIK
Tanımı : Kabuklu fındıkların çıtlatılarak kavrulması ile elde edilen bir mamuldür. Tuza bulanarak da kavrulabilir.
Kullanıldığı Yerler: Doğrudan tüketiciye sunulan bir mamuldür.


FINDIK VE SAĞLIK

Yağ (oleik asit çoğunlukta olmak üzere), protein, karbonhidrat, vitaminler (vitamin E), mineraller, diyabetik lifler, fitosterol (beta-sitosterol) ve anitoksidant fenoliklerin özel bileşimleri nedeniyle insan beslenmesi ve sağlığı açısından fındık, kuruyemiş çeşitleri arasında önemli bir rol oynamaktadır.

Fındığın besleyici ve duyumsal özellikleri, onu gıda ürünleri için benzersiz ve ideal bir malzeme haline getirmektedir. 60,5 % oranında yağ içerdikleri için fındıklar iyi birer enerji kaynaklarıdır.
Birçok araştırmacı,fındık tüketiminin insan beslenmesi üzerine olumlu etkileri olduğunu söylemiştir. Bu etkiler, tekli ve çoklu doymamış yağ asidi (82,8 % oleik ve 8,9 % linoleik) bakımından zengin olan fındık lipitlerinin yağlı asit profiliyle ilgili olabilir.

Araştırmalar göstermiştir ki doymuş yağ oranının düşük ve tekli doymamış yağ oranının (MUFA) yüksek olduğu beslenme çeşitleri kan lipiti düzeyinin kontrolünde etkili olmaktadır; benzer bir sonuç, koroner kalp rahatsızlığı (CHD) riskinde de olumlu bir etken olabilir. Ayrıca (fındık yağında yüksek oranda bulunan) tekli doymamış yağ oranıyla zenginleştirilmiş beslenme çeşitleri CHD vakalarının azlığı, tansiyon düşüklüğü,toplam kolesterol dengesinde düşüklük, lipoprotein yoğunluğunun (LDL) azaltımı veya tersinin çoğaltımı ve kan trigliserin değerinin düşmesi gibi insanlarda benzer, olumlu etkiler oluşturur.

E vitamini açısından bitkisel yağlardan sonra fındık en iyi ikinci kaynaktır. E vitamini çözülebilir bir lipit fenolik antioksidandır. Fenoliklerin antioksidan aktiviteleri, hidrojen atomlarını bağımsız köklere dönüştürme özelliğinden kaynaklanır. Bu bileşimler bağımsız kökler oluşturabileceği için, diyabetik hastalarda, kanser ve atherosclerosis önlemede potansiyelleri olduğuna inanılmaktadır. E vitamininin antioksidan görevi ve koroner kalp rahatsızlığı ve kanserle olan ilişkisinden dolayı, fındık ve fındık ürünlerini de içeren doğal gıda maddelerine tüketici ve sanayi tarafından olan ilgi artmaktadır.

Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının 100%' ünü karşılamaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi kolesterolü düşürmek ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemekte önemli bir rol oynayabilmektedir. Bu husus tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerlidir. Ayrıca, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum başta olmak üzere fındıklar iyi birer mineral kaynağıdır. Tansiyonun dengelenmesinin yanı sıra, sodyum bakımından düşük fakat mineraller bakımından oldukça cömert olan fındığın kemik gelişimi ve sağlığı açısından da önemi büyüktür. Bu minerallerin sağlık açısından olumlu etkileri iyi bilinmektedir.

Fındık ayrıca tüm gerekli amino asitleri ve en gerekli mineralleri de içermektedir. Fındık cystine ve methionine bakımından düşük olan baklagil kökenli gıdalarla birlikte protein kaynağı olarak kullanılabilmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, doğal antioksidanlar bakımından fındık iyi bir kaynaktır. Bu, fındığın ve fındık mamullerinin nutraceutical potansiyelini işaret etmektedir. Sonuç olarak, fındık, günlük dengeli beslenmede hayati bir besin ve katkı maddesidir ve kalp sağlığı açısından da en faydalı nutraceutical maddedir. Günde bir avuç fındık yemek, sizi yukarıda bahsi geçen birçok hastalıktan koruyabilir.

Fındık Tanıtım Grubu tarafından, Lincoln Üniversitesi (İngiltere), Newfoundland Memorial üniversitesi (Kanada), Alberta Üniversitesi (Kanada), Tokyo Fisheries Üniversitesi (Japonya) ve Florida Üniversitesinde (ABD) yaptırılan araştırmalar sonuçlanmış olup, sözkonusu araştırma sonuçları ilişikteki tabloda yer almaktadır. Diğer taraftan fındığın önemli kalp-damar hastalıklarına yol açan kolesterol ve serum lipitleri üzerine etkisine yönelik çalışmalar Hacettepe Üniversitesi' nde (Türkiye) devam etmektedir.

Giresun Örf ve Adetleri 

 

Çeşitli medeniyetlere ait tarihi zenginlik ve kültür unsurları ile dolu olan Giresun ili; tarihi açıdan olduğu kadar, kültür bakımından da ilgi çekicidir. Amozonlardan Bizans'a; Kafkas'lardan Anadolu'ya , Selçuklulardan Osmanlıya kadar Dünya tarihine egemenliğini hissetirmiş medeniyetlerin Seçuklulardan Osmanlıya, izlerini görmek her yerde mümkün deyildir.

Selçuk ve Osmalı döneminde, ve de Cumhuriyet döneminde Giresun, Türk Kültür hayatına önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak coğrafyanın dağlık ve oldukça dik meyilli olması ulaşımı güçleştirmiştir.Bu ulaşım yetersizliği kültürel değerlerin ülkenin diğer bölgelerinde yeterince duyulmasını engellemiştir.

Yine aynı coğrafi sebepler, bölgede yerleşimi dağınık ev sistemine zorlamıştır. Tarımla uğraşan toplum, elverişli bulduğu araziyi tarlaya çevirmiş, evini komşusuna göre deyıl, tarlasına göre yerleştirmiştir.

Bütün bu sebeplerden dolayı, ilçeler hatta birbirine yakın köylerde yaşayan insanların şiveleri oldukça büyük farklılıklar göstermiştir. Şehirde yaşayan insanlar, köyleri ile devamlı ilişki içinde bulunduğundan, köylerde yaşatılan geleneklerin çoğu şehirlere de taşınmıştır.

Yöra halkı tarafından yaşatılan örf ve adetlerden bağzıları aşağıda anlatılmaktadır. Bunların çoğu oldukça eski tarihlere dayanır.

Yılbaşı: Her yıl Miladi takvime göre Mart ayının 14'ünde yılbaşı tutulur. O sabah erken kalkılır, denizden veya nehirden su alarak eve gelinir. Bu su evin her tarafına serpilir. O gün uğursuzluk sayılır diye eve misafir kabul edilmez, Ancak denenmiş birisi var ise o eve çağrılır. Gelen kişi sağ ayağı ile içeri girerek martınızı bozdum der ve yeni yıllarını kutlar. O akşam sısrgan pişirili ve içine mavi boncuk atılır. Ayriyeten Kemer ocaklığı olan evlerde ısıtılmış taş üzerinde Taflan yaprağına sarılı ve içinde mavi boncuk sarılı bir ekmek pişirilir. Bu mavi boncuklar kimin ağzına gelirse o sene ekine o kişi başlar. Osene ürün bol olur ise Martı bozan kişi uğurlu gelmiş sayılır.

Bu takvime göre Mart ayının birinden ihtibaren 12'sine kadar hava durumuna bakılarak, gelecek mart ayına kadar havanın nasıl gideceği hakkında fikir yürütülür.

Hidrellez: Mayıs ayının 6'sına gelindiğinde, o gün Hızır ve İlyas Aleyhisselamların biraraya geldiğine ve kış aylarının bitip, özel günlerin geleceğine inanılır. Akşamdan üç-beş genç kız niyet tutarak, bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler.S Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar.

Mayıs Yedisi (Aksu Şenlikleri): Her yıl Mayıs ayının 7'si (miladi 20 Mayıs) kutlanır. sabahleyin erken saatlerde kalkıp, yanlarına yıyecek ve içeceklrini alan halk, Giresun'un doğsunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birleştiği yerde toplanırlar. burası bir panayır yerine dönüşür. İnsanlar, özellikle hastalar, dertliler, çocuğu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu deresinin kıyısına vararak bir dilek dileyip, yedi çift bir tek taşı suya atarlar.

4000 yıllık geçmişin kültür mirası olarak günümüze ulaşan törenler 1997 yılına kadar Mayıs Yedisi adıyla sürdürülürken, bu tarihden ihtibaren Giresun Aksu Kültür ve Sanat Festivali adıyla kutlanmasına karar verilerek, şenliklere anlam kazandırıldı.

Burada yapılan törenler üç anabölümden oluşur. 1. Çocuğu olmayanlar, dilekte bulunarak, üç kez sayacaktan geçerler. 2. Baharın gelmesiyle birlikte kötülüklerden arınmak isteyenler, Aksu Deresinin denize döküldüğü yerde Derdim Belam Denize diyerek, yedi çift, bir tek taş atarlar. 3. Adanın etrafını dolaşma geleneği.işlem sayacaktan geçtikden sora devam edilerek tamamlanır. Ada turu, Hamza Taşının önünden başlar, yine burda biter.

Düğün Törenlari: Düğün törenleri geleneği günümüzde çoğunlukla köylerde sürdürülmektedir. Bu törenler genelde iki gün iki gece devem etmektedir. Düğün törenleri kız evi ve oğlan evi olmak üzere iki yerde kutlanır. Oğlan evinde çoğunlukla erkekler, kız evinde ise kadınlar eylenirler.

Çarşamba günü gecesi gelinin eline, maniler okunarak kına yakılır bu geceye kına gecesi denir. kına gecesinde geline hediye takılır, bu hediye töreninde hediye takılanların adları, verdikleri hediyeler abartılarak söylenir. Kına gecesi kız evi oğlan evine konak giderler. Gelen konuklar davul zurna ve Kemençe eşliğinde oğlan evinin yakın bir yerinde karşılanır. O gece yenilip içilip sabaha kadar eğlenilir.

Perşembe günü gelin alma günüdür. Oğlan evi, gelin evinin uzaklığına bağlı olarak öğleden sonra gelin almak için kalabalık bir şekilde kız evine gelinçi giderler. Gelinçi gitmeden önce dağmat ortaya çıkartılarak takı takılır. Gelin kız evinden alınıp gelinir. Gelin eve girerken dağmat gelinin başına para ve fındık atar. Kaynana, gelin eşikten girerken eşiğe bir su testisi koyar, gelin su testisini devirerek içeri girer.

Düğün töreninden sonraki ilk beşinci günü gelinin akrabaları gelerek ceyiz toplarlar, Yedinci gün ise Gelin ve dağmat ile arkadaşları Kızın anne ve babası ile akrabalarını ziyaret ederler ve bu ziyaretde dağmat yumurta yer.

Doğumla İlgili Gelenekler: Kısırlığı gidermek için buğuya, kızgın kiremite, ya da taşa oturtulduğu, koca karı ilaçlarından medet umulduğu görülmaktedir. Gabenin sağ yanı, sol yana göre daha ağırsa erkek, solyan ağır, karın yayvan, yüz lekelenmiş ise kız çocuğu inancı kimi çevrelerde yaygındır. Doğumdan sonra göbek bağı toprağa gömülür.

Giyim Gelenekleri: Geleneksel giysiler daha çok iç kesimlerde ve şehirlere uzak köylerde giyilmektedir. Erkekler aba-zıpka giyerler.Günlük kadın giyimini ise; oyalı yaşmak ya da çember, peştamal, entari-hırka, yün-şal, Keşan ve kara lastikdir. Takı olarak beşibirlik, hasır bilezik takılır.

Beslenme Gelenekleri: Bölgede bakıl, mısır ve karalahana beslenmede çok önemli bir yer tutmaktadır. Fasulye ve bağzı sebzeler kurutularak veye tuzlanarak kışa saklanmaktadır. Yörenin fasülye turçusu meşurdur.

Kiraz, Taflan(Kara yemiş), yağsız peynir tuzlanarak kışa saklanmaktadır. Hamsi salamura yapılarak yaza saklanmaktadır.

Pancar çorbası, mısır dolması, karalahana dolması, pancar diblesi, pancar döşemesi, kiraz tuzlusu, fasülye turçusu, kabak kabuğu kavurması, ısırgan yağlaşı, Diken ucu kavyrması, mısır ekmeği yöreye özgün yemeklerin başında gelmektedir.

Halk Oyunları: Giresun ilinde iklim şartlarına ve coğrafik yapıya bağlı olarak yöreye has halk oyunları ve buna bağlı figürler gelişmiştir. Oyunlar genellikle hareket ve çeviklik içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları bölümde, erkeğin kadına saygısından dolayıdır ki, erkek figürleri kadın figürleri ile aynı esnaklik ve yumşaklığa düşmektedir. Fakat oyunlar kazaların bulunduğu yörenin karakteristik özelliğini de içine alarak farklı şekillerde icra edilmektedir. kostümlerini bile etkilemektedir.

Oyunlar kendi içersinde oyun oyun ayrılmakta ve oyun kendine özgü bir isimle anılmaktadır. Horon, dik horon, sallama, karşılama, çandır, metelik, biçak oyunu, tamzara, çiftetelli gibi isimler almişlardır

Adak Yerleri: Giresun adak, inanç ve pratikleri halk arasında yoğun olarak yaşatılmaktadır. Yapılan incelemeler her kesimden insanın bu mevzuda duyarlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu adak yerlerinden bağzıları:

İkiz Taşlar: Tirebolu ilçesinde sahile çok yakın bir mesafede denizin ortasında bulunan iki büyük kaya parçasıdır. 20 Mayıs Bahar Şenlikleri esnasında çevresi kayıklarla dönülerek dilekler dilenmektedir.

Karagöl: Giresun-Ordu-Sivas illerinin birlrşme noktasında bulunan 3107 m. zirveli Karagöl dağında bulunan kreter gölüdür. Gölde yüzünü aksini görenler cennetlik kabul edilir.

Kulakkaya yaylası düzlüğü: Buyaylada bulunan bir düzlükte yetişen yosun, kum ve ağaç köklerinin çeşitli hastalıklara şifa olduklarına inanılır.

Sevda Yolu: Giresun kalesinde bulunmaktadır.

Yokuşbaşı: Tirebolu ilçesinde, İstiklal Mahallesinde bulunmaktadır.

Şeyh Yakup Hanife Türbesi: Giresun-Dereli yolu 10. kilomertesinde bulunmaktadır.

Seyit Şeyh İdris ve Şeyh Pir Aziz Türbeleri: Piraziz ilçesine bağlı Gökçeali ve Nefsi Piraziz köylerinde bulunmaktadır.

Tepeköy: Görele ilçesine bağlı Tepeköy'de bulunmaktadır.

Pamuk Dede: Çavuşlu beldesi, Beyli Mahallesinde bulunmaktadır.

Seyyid Vakkas Türbesi: Şehir merkezinde Cumhuriyet ilköğretim Okulunun karşısındadır.

Şeyh Aziz Hüseyin Baba Türbesi: Keşap ilçesi, Yolağzı Köyü Cingiren Mahallesindedir.

Gülbahar Hatun Tekkesi: Yağlıdere ilçesi, Tekke Köyde bulunmaktadır.

Hacı Mustafa Hz. Türbesi: Dereli ilçesi, Kızıltaş Köyünde bulunmaktadır.

Akkaya Köyü Camii: Dereli ilçasi, Akkaya Köyünde bulunmaktadır.

Hasan Şeyh Türbesi: Şebinkarahisar ilçesi, Hasan Şeyh Köyünde bulunmaktadır.

Seyyid Mahmud Çağırgan Veli Türbesi: Alucra ilçesi, Boyluca Köyünde bulunmaktadır.

Şeyh Keramettin Türbesi: Merkez Boztekke Köyünde bulunmaktadır. 

Giresun Yaylaları 

 

Giresun ilinin güneyinde yer alan dağlar kıyıya doğru alçalarak belirli kesimlerde düzlükler oluştururlar. 1750-2200 m yükseklikteki bu düzlüklerde pek çok yayla vardır.

Bu yaylalara bölge halkı eskiden hayvan otlatmak ve sahildeki yaz sıcaklarından kaçıp serin ve temiz dağ havası almak için çıkmakta iken, günümüzde daha çok temiz dağ havası almak ve dinlenmek için çıkmaktadırlar. Yaylaya çıkışlar çoğu zaman günübirlik olmaktadır.

Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın saglanması ile otobobiller ile gidilmekte. Bu yaylaların bir çoğunda yılın belirli haftalarında şenlikler düzenlenmektedir. Yaylaların çoğunda Haziran Temmuz aylarında kar görmak ve bir ağaını kara diyer ağaını ise çiçekler ile süslenmiş yeşil çimlere basmak ve uçsuz buçaksız güzel bir manzara seyretmek mümkündür.

Bu yaylaların çoğunda düzenlenen şenlikler, eskiden bu yaylalara yapılan OTÇU göçlerinden doğmuştur. Otçu göçü, Yaylalara Mayıs ayı içersinde normal göç yapılır. Mısırların bir -iki karış byüdüğü zaman aralarında biten yabani otlar çapalanır. Bu çapalama işine ot kazımı denir, bu işlemden bir hafta sonra ikinci ot kazımı yapılır. Ot kazma işleminden sonra cenikliler dinlenmek için topluluklar halinde yaylaya giderler. Buzamanda yaylaya giden topluluklara OTÇU GÖÇÜ denir. Bu göç esnasında insanlar yol boyunca yiyip içip eylenirler, çeşitli konaklama bölgelerinde konaklayarak bir iki gün içinde yaylalara çıkmakta ve Yaylada kaldıkları 10-15 günlük zaman içinde çeşitli kır pazarlarında piknik yapıp eylenmekte idiler.

Zamanla yaylalara araba yolu yapılması ile bu pazar yerlerinde şenlikler ve festivaller düzenlenmeye başlandı. Bu yaylayardan bağzıları:

Kümbet Yaylası: Giresun il merkezine 60 km. mesafene bulunmakta olup, turizm merkezi durumundadır. Bu yayla Giresun ilinin en gözde yaylası olup, Giresun - Dereli ve Şebinkarahisar yolu üzerinden iki şekilde ulaşmak mümkündür. Birinci yoldan gidilince 41 km. asfalt 19 km ise stabilize yol ile ulaşılır. Şebinkarahisar yolundan devam edilerek İkisu, Uzundere üzerinden gidilir ise 80 km asfalt, 12 km stabilize yol ile ulaşılır.

Bu yaylanın 2 km. kuzey batısındaki Aymaç Mevkinde, Her sene Temmuz ayının 2. pazar günü Kümbet şenlikleri kutlanmakta dır.Aymaç Mevki doğal güzellikler yönünden zengin, çevre manzarasına hakim bir tepedir.

Bektaş Yaylası: Giresun Merkezden Evrenköy, Erimez, Yavuzkemal üzerinden gidildiğinde yaklaşık 56 km. uzaklıkta bulunan Bektaş Turizm merkezi çevresindeki Kulakkaya Yaylası, Melikli Obası Yaylası, Kurttepe mevkii ve Alçakbel Orman İçi Piknik Alanı ile birlikte bir bütün teşkil eder.

Bektaş Yaylasında elektrik, su, telefon gibi altyapı mevcuttur. Yaz aylarında oldukça kalabalıklaşan yaylada 80 yatak kapasiteli ve 2 yıldızlı bir otel bulunmaktadır. Ayrıca Kurtepe mevkiinde günübirlik kullanım tesisleri, manzara seyir terasları bulunmaktadır.

Kulakkaya Akçabel mevkinde bulunan Orman İçi Eğitim Tesisleri ve bitişiğindeki Orman içi Piknik Alanı günübirlik kullanışlara hizmet verirler. Burada organize bir piknik sahası, çocuk parkı, restoran ve 3 adet dağ evi bulunmaktadır.

Kulakkaya Yaylası: Giresun'a yaklaşık 45 km. mesafede bulunan yayla, 1500 rakımında ve ilginç doğa güzelliklerine sahiptir. Giresun şehir merkezinden itibaren Kayadibi'ne kadar 7 km. asfalt olup, devamı 36 km stabilizedir. Yol üzerinde bulunan Destup Kayası ve suyu; doğal güzelliklere sahip Erimez Mevkii, Gelin Kayası ayrı birer ilgi odağıdır.

Giresun'un eskiden beri çok bilinen ve gidilen bir yaylası olup, Çevre yaylalara nispeten düşük rakımlı oluşu, daha uzun mevsimli ve ulaşımının kolay olması nedenleri günübirlik yaylaya çıkanların daha çok tercih etdikleri bir yayla olmuştur.

Sis Dağı Yaylası: Trabzon ile Giresun il sınırında bulunan Aladağ'ın en yüksek tepesi Alimeydan (sis) dağı (2182 m.) üzerinde geniş bir alana yayılmış kücük yaylalar topluluğundan oluşmaktadır. Görele ilçesinden 40 km. mesafede bulunmaktadır. bu dağ Ordu ilmerkezinden de görülmektedir. Sahile kuş bakışı en yakın yayla konumundadır.

Su ve elektriğin mevcut olduğu yaylada, Her yıl Temmuz ayının üçüncü Cumartesi günü Sis Dağı Şenlikleri kutlanmaktadır. Bu dağ C statüsünde Milli Park olarak korunmaya alınmıştır.

Anastos Yaylası:Alucra ilçesinin güneydoğusunda yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan yaylaya Kamışlı Köyü üzerinden ulaşılmaktadır. Elektrik ve suyu bulunan yaylada, yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan karma bitki örtüsü güzel bir manzaraya sahiptir.

Tamdere Yaylası: Dereli sınırları içersinde bulunan yaylaya Giresundan 70 km.'lik asfalt yol ile ulaşılmaktadır. Şebinkarahisardan ise 27 km.'lik bir yol ile ulaşılmaktadır. Suyu ve elektriği olan yayla Giresun-Şebinkarahisar yolu üzerinde kurulmuştur.

Karagöl Yaylası: Dereli ilçesinin güneybatısında;Giresun-Ordu-Sivas illerinin birleşme noktasına yakın bir konumdaki 3107 m. zirveli Karagöl Dağında bulunan ; Karagöl krater gölü çeresinde kurulmuştur.

Kazıkbali Yaylası: Daha çok bir kır pazarı olup, Her çarşamba pazarı kurulmaktadır. Yayla Gümüşhana'nin Kürtün ilçesi sınırları içinde olmasına rağmen, Genelde Giresun'un Titebolu, Espiye , Görele, Eynesil, Güce, Doğankent ilçelerinden insanlar, Kazıkbeli çevresindeki yaylalara çıkmaktadır.

Pazar yeri tam dağın zirvesinde olup, Temmuz ayında kar görmek mümkündür. Kazıkbeli pazarına daha çok günü bilik eylenmeye gelenler katılmaktadır.

Kazikbeli Yaylasına birkaç türlü ulaşım mümkündür. Birinçi ulaşım Tirebolu-Doğankent-Kürtün Üzerinden, İkinci ulaşım Sahilden Güce üzerinden, Üçüncü ulaşın ise Alucra ilçesinden.

Diğer Yaylalar: Giresun ili ve ilçelerinde yaylacılık çok gelişmiş olduğundan, Yukarda belirtilen yaylalardışında çok sayıda yayla bulunmaktadır. Bu yaylalarda genellikle hayvancılık yapılmakta olup Haziran-Temmuz aylarında dinlenmek amacıyla da kullanılmaktadır.

Bu yaylalardan en çok bilinenleri; Bulancak ilçesinde Paşakonağı ve Sanalan, Derli ilçesinde Çağman ve Isırganlı yaylaları, Alucra ilçesinde Çakrak, Güllüce, Tohunluk, Seydişıh, Aydın, Çamlı, Akyatak, Ağlıkkıran, Yaylaları, Tirebolu ilçesinde, Kavraz, Ağaçbaşı Yaylaları, Espiye ilçesinde, Çalal, Günlük, Karadoğa, Karaovacık Yaylaları, Eynesil ilçesinde, Panayır, Kanatdüzü yaylaları, Şebinkarahisar ilçesinde Kınık, Eğribel, Başyayla ve Tutak Yaylalarıdır. 

Giresun Turizm 

 

Giresun ili, sahip olduğu doğal ve tarihi değerler açısından turizme oldukça elverişlidir. Bölge de turizm sezonu, ülkenin diğer turizm yörelerinde olduğu kadar uzun süreli deyildir. Buna rağmen son yıllarda turizm hareketlerinde önemli bir gelişme kaydedilmiş, turizm sektörü daha çok tarih ve doğa tuırizmine doğru kaydırılmıştır.

Doğa turizmi açısından bölgede bulunan yaylalar önemli bir kaynaktır. Buyaylalardan Dereli/kümbet yaylası 20 Mayıs 1991 tarih ve 20876 sayılı, Dereli/Yavuzkemal-Kulakkaya yaylası 20 Eylül 1991 tarih ve 20997 sayılı ve Bulancak/Bektaş yaylası 5 Mart 1990 tarih ve 20452 sayılı Resmi Gazetelerde Bakanlar Kurulu Kararları yayınlanarak Turizm Merkezi olarak ilan edilmişlerdir.

İl merkezinde ve ilçelerde bulunan tarihi eserler yeterli zenginlikte bulunmasına rağmen, gerekli tanıtım ile belirli bir ilgi oluşturma şansına sahiptir.

Gezilip görülebilecek tarihi yer ve eserler:

Giresun Adası: Kıyıdan bir mil açıkta bulunan ada, Karadeniz'in tek adasıdır. 40.000 metrekare olup, halen duvar kalıntıları bulunmaktadır. Halkın gezinti yerlerinden olup, yaz aylarında mavi turlar düzenlenmektedir.

Giresun Kalesi: Kenti ikiye bölen yarım adanın üstüne kurulmuş olup, 500 metrelik bir yol ile ulaşılabilmaktedir. Kalenin M.Ö.2. yüzyılda Pontus Kralı 1.Farnakes tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Kalenin çeşitli yerlerinde, oyulmuş taş mağralar ve tapınak örnekleri bulunmaktadır. Gazi (Topal) Osman Ağanın mezarı da kalede bulunmaktadır.

Kiliseler: Kentte iki kilise bulunmaktadır. Her ikisi de 18.yy'dan kalmadır. Sokakbaşı Gogora Mevkiinde bulunan müze olarak kullanılmakta olup, Çınarlar mahallesinde bulunan ise çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Seyyid Vakkas Türbesi: Kapu Mahallesi'nde bulunan 19.yy'dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında ve Giresun'un alınması sırasında şehit düşen Uç Beyi Seyyid Vakkas'a aittir.

Meryemana: Askerlik Şubesi arkasında eski Lonca yolu üstünde bulunmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma bir kaya tapınağıdır. Panaia ve Surp Sarkis adlarıyla da bilinen ve üç katlı olduğu söylenen tapınak, geçmişte şifahane olarak kullanılmıştır.

Hacı Hüseyin Cami: 1594 yılında Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yatırılmıştır. 1861'de Dizdarzade Murat Bey kızı Ayşe Emetullah hayratı olarak yenilenmiştir.

Hacı Miktad Camisi: 1661 tarihli yazıtında yapının Hacı Miktad Ağa'nın vakfı; 1841 tarihli yazıtında Hacı Çalık Kapudan'ın hayratı olduğu anlaşılmaktadır. 1889 tarihli yazıt ise yapıyı Hacı İsmail Efendi'nin yeniden inşa ettirdiğini belirtmektedir.

Kale Camisi:Hükümet Konağı yakınında bulunmakta olup, iki adet yazıtı vardır. 1830 tarihli yazıtında Dizdarzade Emetullah Hanım'ın yaptırdığı yazılmaktadır. 1911-1912 tarihli yazıtında ise, Sarı Mahmutzade El-Hac Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa edildiği belirtilmektedir.

Çekek Camisi: Giriş kapısı üzerinde bulunan kitabeye göre, 1884 tarihinde Sarı Alemderzade yaptırmıştır.

Soğuksu Camisi: Giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre, Müslüm adında bir kişi tarafından yaptırılmıştır. 1986 yılında ise; Giresun Kaymakamı Mahmut Rüştü tarafından genişletilerek yenilenmiştir.

Şeyh Keramettin Camisi: Şeyh Karemettin adında bir kişi tarafından yaptırılmıştır.

Kufa Kuyusu: Bizans döneminden kaldığı sanılmakta olup, kalenin eteğinde ve yeni açılan yolun kenerındadır. Kuyu, 2 m uzunluğunda ve 80 cm genişliğinde ağıza ve 7-8 metrede derinliğe sahiptir.

Ticaret Lisesi Binası Ve Kapısı: 1904-1906 yıllarında yapılmış, Dor-Korint-İyon tarzı bir yapıdır.

Millet Bahçesi Kapısı:Hükümet Konağı önüne rastlayan ve Millet Bahçesi olarak anılan parkın kemer kapısı olup, Kitabelerden anlaşıldığına göre, Kaymakam Ziya ve Belediye Raisi Kaptan Yorgi Paşa tarafından yaptırılmıştır.

İlde faaliyette bulunan toplam 8 adet belgeli tesiste 410 yatak kapasitesi mevcuttur. 

Giresun Ekonomi 

 

Ulaşım:

Karayolu ile il'in ulaşımı, sahil kesimden geçen 010 nolu Devlat Karayolu ile sağlanmaktadır. Ancak bu yol ihtiyaca cevap veremediğinden, bu yolda iyileştirme çalışmaları yapılmaktyadır.>

İldeki karayolu ağı 368 km. olup, bunun 252 km.si devlet yolu, 116 km.si il yoludur. devlet ve il yolları toplamının %91'i asfalt, %9'u stabilize yoldur. Ayrıca 77 km.si asfalt olan toplam 6853 km. köy yolu bulunmaktadır.

İç Anadolu ile İrtibat Giresun-Şebinkarahisar yolu ile sağlanmaktadır. Öteyandan İç Anadolu ile irtibatı kısa ve ekonomik olarak sağlayacak olan Tirebolu- Torul yolunda yapım çalışmaları devam etmektedir.

İlde hava ulaşımı mevcut deyildir. 1997 yılında kurulan ORGİ, Ordu ve Giresun arasına, deniz dolgusu yapılarak kurulacak olan hava alanının, mendirek inşaatına başlamıştır.

Deniz yolu ile ulaşım, ilin yurt dışına açılan önemli bir kapısıdır. Giresun limanı 1959 yılında hizmete girmiştir. Doğuda Çamburnu, batıda Piraziz arasında ki deniz alanını kapsar. Limanın şilep, yolcu, motor, balıkcı ve klavuzluk olmak üzere 5 adet rıhtımı bulunmaktadır.

Liman, Türk ve yabancı gemilere yükleme ve boşaltma yapabilecek her türlü kolaylığa ve imkana sahiptir. Limanın yükleme ve boşaltma kapasitesi 1.797.000 yıl/ton'dur.

Liman'a ihraç maddeleri arsında fındık, un, maden ve karışık yük gelmekte olup, ithal edilen maddeler ise tomruk, budağ ve kömürü kapsamaktadır.

Haberleşme:

İl genelinde haberleşme üniteleri Türk Telekom Baş Müdürlüğü tarafından tanzim edilmaktadir.İl içersinde 116 adet haberleşme santrali bulunmakta olup bu santrallerden 57 tanesi anolok, 59 tanesi digital olarak haberleşmeyi sağlamaktadır.

Şehir merkezi, ilçeler ve belediyelerin tamamı ve 558 adet köyden 491 adedi telefona kavuşturulmuştur. Telefon götürüle- meyen 117 adet köyün haberleşme sorunu acentelikler vasıtasıyla sağlanmaktadır.

GSM sistemli haberleşme ortamı önceleri il merkezi ve sahil ilçelerda yaygınlaştırılmış, Şebinkarahisar ve Alucra ilçelerinden başlamak üzere diğer ilçe merkezlerinin de kapsama alanı içine alınması çalışmaları devam etmektedir.

Sosyal ve Ekonomik Yapı:

Giresun'da istihdamın büyük bir kısmı tarım ağırlıklı olmasına rağmen, kırsal nüfus başına düşen tarımsal ürünler üretimi, ülke ortalamasının altındadır. Bunun temel nedeni, tarımsal verimliliğin düşük olmasıdır. Giresun ili tarımsal hasılasının, ülke tarımsal hasılası içindeki payı binde 8.5 gibi düşük düzeydedir.

İlin yer aldığı Karadeniz Bölgesi'nin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi itibariyle ülke ortalamaları altında kalmasının temel nedenleri; Engebeli arazi yapısına sahip olması ve coğrafi koşulların tarım ve sanayi için elverişli olmamasıdır. Bölgede halen tarım sektörü ağırlığını korumakla birlikte, tarımsal arazinin küçük parçalardan oluşması tarımsal verimliliği düşürmektedir.

1-ENERJİ

Giresun ili elektrik enerjisini entrekonnekte sisteminden ( ulusal enerji ağı) temin etmektedir. İlde enerji üretiminde faaliyet gösteren sadece Doğankent Hidroelektrik Santralidir. Doğankent Hidroelektrik Santralinin 1997 yılı üretimi 252.955.000 kwh'dir.

İlde tüketilen elektiriğin büyük bir çoğunluğu meskenlerde tuketilmektedir. 1996 yılında toplam elektrik tüketimi 251.147.375 kwh olup, kişi başına düşen elektrik tüketimi 522 kwh/kişi'dir.

2-SANAYİ

İlde imalat sanayi genel olarak tarım ve ormana dayalıdır. İlde 23 adet fındık kırma tesisi mevcut olup, bunların 5 adedi entegre fındık kırma tesisidir. Taş sektöründe de 13 adet yatırım mevcuttur.

İlde kurulan 70 hektarlık Organize Sanayi Bölgesinin tamamı kamulaştırılmış olup, alt yapı çalışmaları sürdürülmaktedir.

Doğu Karadeniz Bölgesinde 1991'de başlatılan hafif silah sanayi projesi 1995 yılında ilimizde 16 şirketle, 7 adet esnaf kuruluşunun katılımı ile GİRMAŞ GİRESUN MAKİNA SANAYİ A.Ş.kurulmuştur.Bu firma hafif silah üretmekte olup, teslimatı M.K.E.K.'na yapmaktadır. Üretilen tabancalar; Yavuz 16, (Kalimra :9*19 mm. Barabellum, Şarjör kapasitesi 15+1 mermili) ze Çotanak 5'lisi (38 mm. Kalibreli, Tanburlu, 5 mermili).

Tabancaların namlu parçaları M.K.E.K.'nun sorumluluğunda ithal edilirken, şimdi namluda bu şirket tarafından imal edilmektedir. Diyer yandan kapasite artırımı çalışmaları devam etmektedir.

3-MADENCİLİK

Doğu Karadeniz Metalojik Provensinin orta kesminde yer alan Giresun ili, metalik madenler açısından çok önemli bir potansiyele sahip olmasına karşın, endüstriyel ve enerji hammaddeleri açısından çok sınırlı bir potansiyele sahiptir. Bu Metalik maden yatakları masif tip (Cu, Pb, Zn) yatak ve zuhurlar çok önemli bir konuma sahiptir.

İlde , M.T.A.'nın bu güne kadar yapmış olduğu arama çalışmaları sonucu 43 adet Bakır, Kurşun, Çinko, 7 adet Demir, 3 adet Magnezyum, 1 adet Sb molibden ve 1 adet Sb yatak ve zuhur tesbit edilmiştir. Bunlardan ekonomoik açıdan önem taşıyan büyüklükte 15 adet bakır, Kurşun, Çinko, 4 adet Demir, 6 adet illit-kaolen-bentonit-alunit, 4 adet granit-mermer, 1 adet barit ve 2 adet uranyum yatağı mevcuttur.

Metalik madenler, Espiye, Görele ve Tirebolu yörelerinde sahil kesimlerde yer alır. Enerji hammaddesi olan uranyum'a ise Şebinkarahisar yöresinde rastlanmaktadır.

4-İMALAT

İldeki imalat sanayi'nin büyük çoğunluğu tarım ve orman ürünlerine datanmakta olup, elverişsiz ulaşım ve coğrafi yapı yüzünden olumsuz etkilenmektedir. İmalat sanayinde iki adet KİT kuruluşu bulunmaktadır. (ÇAYKUR Tirebolu Çay fabrıkası, Seka Aksu Müessesesi Giresun) Bunun dışında 92 özel işletme bu sektörde çalışmaktadır.

Giresun Ticaret Odasına kayıtlı 1822 iş yerinden 692'si gerçek 1130'u tüzel kişiliğe sahiptir. İlde küçük sanayi işletmeleri, sanayi sitesi bölgelerinde toplanmıştır. İl merkezinde 2 adet küçük sanayi bölgesi kurulmuş, ağaş ve metel işleri olarak bölünmüştür.

5-BANKACILIK

Giresun'da, 1997 yılı sonu itibariyle 12 ayrı bankanın toplam 45 şubesi faaliyet göstermektedir. En fazla şubesi olan banka; 14 şube ile Ziraat Bankası ve 11 Şube ile Halkbank'tır. Bunları 5'er şube ile İşbankası ve Akbank izlemektedir. Banka şubelerinin 13 tanesi il merkezinde 32 tanesi de ilçelere dağılmış bulunmaktadır.

6-GELİR DURUMU

Giresun ili Gayrisafi Yurtiçi hasılası (GSYİH), 1996 yılı itibariyle 436.695 milyon TL. düzeyinde gerçekleşmiştir. Faaliyet kollarına göre dağılımı ise, 1997 yılı itibariyle %36.4 tarım sektörü, %13.3'ü sanayi, %14.8'i ulaştırma, %12'si ticaret ve %6.4'ü inşaat sektöründe olduğu gözlenmektedir.

Giresun ili GSYİH'sinin Karadeniz Bölgesi ve Türkiye içindeki yeri incelendiğinde ise, ilde yaratılan hasılanın, Karadeniz Bölgesi hasılasının %4.47'sini, Türkiye hasılasının ise %0.47'sini oluşturduğu görülmektedir.

1998 yılı içinde toplam bütçe gideri 17 trilyon 382 milyar, toplam bütçe geliri 8 trilyon 383 milyar TL.'dir. İl genelinde Vergidairesi ve Mal Müdürlüklerine kayıtlı 18.461 faal mükellef bulunmaktadır.

7-TİCARET

İlde, iklim ve doğal yapı gereği, tarımsal üretim ve buna bağlı olarak oluşan tarıma dayalı imalat sanayi üzerine bir ticari yapı kurulmuştur.

Dünyaca kalitesi bilinen Giresu fındığı halkın temel geçim kaynağını oluşturmaktadır. Bu fındığın işlenerek iç ve diş pazarlara hazırlanması ilde kurulu bulunan modern tesislerde yapılmaktadır. Bu fındık önceki yıllarda işlenmeden ihraç edilirken günümüzde , tesislerde işlenerek kavrulmuş, kıyılmış, beyazlatılmış, un ve püre haline getirilmiş şekilde ihraç edilmektedir.

Maden olarak, Kurşun konsantresi ve barit madenide önem arzetmektedir. Bu madenler diş ülkelere ihraç edilerek önemli döviz girdisi sağlanmaktadır.

İlde ayrıca kereste ve ağaç parke üretimi yapılmakta, SEKA Aksu Kağıt Fabrikası gazete kağıdı üretmektedir.

İlde ticari hayatı canlandıran önemli faktörlerden birisi de kıyı ticaretidir. Sovyetler birliğinin dağılması ile ortaya çıkan Bağımsız Devletler Topluluğu ve özellikle Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine olan kapıların açılması sonucunda, bu ülkelere önemli ölçüde ihracat yapan firmalar kurularak, önemli ölçüde gelir sağlanmaya başlandı.

İlde, 1997 yılı ihtibariyle ihraç edilen önemli ürünler şöyle sıralanabilir; Fındık, Maden, Buday unu, gazete kağıdı, kiremit, gofret, bisküvi, inşaat malzemesi, fotoğraf kağıdı, çeşitli sebzeler, jüt çuval, margarin, çuval dikme makinası.

İle yapılan ithalatın dağılımı ise, ekmeklik buğday, gübre, çam, meşe, kayın ve kerestane tomruğu, fındık işleme tesis makinaları ve çeşitli imalat işlemlerinde kullanılan makina ve parçalarıdır.

İlimiz Gümrük Müdürlüğü 1997 yılı verilerine göre 263.941.356 $ ihracat yapılmış ve 4.495.236 $ ithalat yapılmıştır.

8-BALIKCILIK

İl genelinde balıkcılık önemli bir geçim kaynağı olmasına rağmen, tüm balıkcılık potansiyeli kullanılamamaktadır. Giresun'da balıkcılık, kıyı balıkcılığı biçiminde yürütülmektedir. Avlanan balıklar hamsi, palamut, torik, tivsi, sargan gibi göçmen balıklar ile kefal, kötek, karagöz, barbun, kalkan, mezgit ve istavrit gibi yerli balıklardır.

9-TARIM

Doğu Karadeniz Dağ silsilesinin ikiye böldüğü Giresun ilinin bu iki bölümü arazi yapısı bakımından çok ayrı özellikler arzeder. Bol yağış alan kuzey kesimde bitki örtüsü zengindir. Bu kesimde 800 m yüksekliğe kadar fındık ve diğer meyve ağaçları ile genellikle yaprağını döken ağaçlar yer almaktadır. 800-1200 m yükseklikler arasında iğne yapraklı ağaçlara, 2000 m yükesklikte ise uçsuz bucaksız yaylalar yer almaktadır.

İlin sahil kesiminde tarımsal faaliyetler içersinde Fındığın tartışılmaz bir üstünlüğü vardır.Fındığın dışında ailenin geçimliği şeklinde hayvancılık ve sebzecilik görülmektrdir. Son yıllarda seracılık önem kazanmaya başlamıştır.Sahil kesimdeki önemli sayılabilecek bir faaliyet de balıkcılıktır. Son yıllarda kültür balıkcılığı de giderek yaygınlaşmıştır. Tirebolu- Eynesil bölgesinde çay yetiştiriciliği fındıkdan sonra ikinci sırada olup, çoğu ailenin geçim kaynağını teşkil etmektedir.

Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk ilçelerinde tarımsal yapı sahil kesimden tamamen farklı bir özellik gösterir. Çayır-mer'a alanları ve buna bağlı olarak hayvancılık önem arzetmektedir. Hububat, Meyvecilik, Sebzecilik ve son yıllarda da tütün ürtetimi yaygınca yapılan tarım faaliyetleri arasındadır.

10-HAYVANCILIK

İlde, büyük ve küçük baş hayvancılığı, sahil kesimde otlakların az olması, yem bitkisi ekiliş alanlarının dar olması ve girdi fiyatlarının yüksek olması nedeniyle düşük sayıdadır. Yüksek kesimlerde ise nüfusun düşük olması nedeniyke hayvan sayısı düşüktür.Bütün bu etkenlere rağmen Alucra, Çamoluk, Dereli ve Şebinkarahisar gibi ilçelerde hayvancılık halen en önemli geçim kaynaklarından birisidir. 2000 m yükseklikteki yaylalar yaz aylarında hayvancılık için önemli bir yere sahiptir. Sun'i Tohumlama ve Tabii tohumlama çalışmaları ile yerli ırkların ıslahı çalişmaları devam etmelktedir.

Kümes Hayvanları ve Arıcılık, Önemli geçim kaynaklarından birisi de arıcılıktır. 1997 sonu rakamlarına göre ilde toplam 107.875 adet kovan bulunmaktadır. 1.150 ton bal üretilmaktedir.

Kümes hayvancılığı daha çok ihtiyaç karşılamaya yöneliktir. Ticari amaçlı 4 adet Yumurta tavukçuluğu yapan işletme bulunmaktadır. Toplam kapasiteleri 18.400 dür. 1 adet de 2.300 kapasiteli Broiler tavukçuluk yapan işletme bulunmaktadır.

Su Ürünleri, Giresun Merkez ilçenin ve bunla birlikte 8 ilçenin sahilde bulunması nedeniyle balıkcılık, Giresun ekonomisinde önemli bir yer tutmaktedır. 116 km sahil şeridi bulunan ilde, 1997 yılında denizden toplam 25.147.475 kg deniz ürünü avlanmıştır.

Son yıllarda devlet desteği ile kültür balıkçılığında da önemli bir ilerleme sağlanmıştır. 1997 yılı rakamlarıyla il genelinde 65 adet Alabalık tesisi bulunmakta olup, toplam kapasitelri 301 ton/yıl 'dir.

11-ORMANCILIK

İl genelinde ormanlık alanlar oldukça geniş yer kaplamakdadır. Giresun ili arazisinin 236 hektarlık alanını, yanı %40'ını ormanlık alan oluşturmaktadır. Bu alanın, % 25'i normal koru alanı, %24'ü bozuk orman alanı ve %51'i de çok bozuk orman alanıdır.

Bu ormanları oluşturan ağaç türleri ibrelilerden; ladin, sarıçam, köknar. Yapraklılardan; kayın, kızılağaç, kestane, gürgen, meşe, kavak, akçaağaç ve karaağaçtır. Bu ağaç türlerinden, ladin, kayın ve çam türleri saf ormanları meydana getirdiği gibi libreli yapraklı karışımı ve yapraklıların kendi aralarında karışımından da orman şekilleri meydana gelmiştir. 

Giresun Coğrafya 

 

Giresun ili, Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz Bölümü'nde yer almakta olup, 37º 50´ ve 39º 12´ doğu boylamları ile 40º 07´ ve 41º 08´ kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır. İl, doğusunda Trabzon ve Gümüşhane, batısında Ordu, güneyinde Sivas ve Erzincan, kuzeyi Karadeniz ile çevrilidir.

İl, 6.934 km² lik yüzölçümü ile ülke topraklarının binde 8,5'ini kaplamaktadır. 1997 Nüfus sayımı sonuçlarına göre, il nüfusu 471.876 olup km²'ye 72 kişi düşmektedir. Bu Nüfus yoğunluğu, sahil şeridinden il ortalamasının üzerinde iken, iç kesimlere doğru gidildikçe bu oran belirgin bir şekilde il ortalamasının altına düşmektedir.

İl'in nüfusu sürekli azlmakta olup, ülke genelinde nüfusu gittikçe azalan iller arasında ilk sıralarda gelmektedir. İl nüfusunda ki belirgin azalma 1970 yıllarından ihtibaren başlamıştır. Nüfus azalmasının başında göç gelmektedir. İl'e aynı zamanda göç gelmesine karşın, giden göçü karşılayamamaktadır.

İl'in göç verdiği illerin başında, İstanbul, Bursa, Sakarya, Samsun, Zonguldak ve Ankara gelmektedir Bu göç genelde aile düzeyinde olup, Giresun ile bağlarını koparmamaktadır. Çoğu yazları gelmekte olup bir çoğu ise emeklilikde geri dönmektedir.

Giresun ili merkez nüfusu 1997 sayımı sonuçlarına göre 74.868 olup, ilde yanlızca merkez ilçede yaşayanlar, kırsal kesimde yaşayanlardan fazladır. Kentlerde yaşayanların ilçe nüfusuna oranı %13 ile Dereli'de en düşük, %59 ile merkez ilçede en yüksektir.

İl merkezi, Aksu ve Batlama vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuş olup, bu yarımadanın doğusunda ve 2 km. açığında Doğu Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası (Aretias) bulunmaktadır.

Yeryüzü Şekilleri:

Giresun ili, yüzey şekilleri bakımından engebeli bir görünüşe sahiptir.kıyı genellikle tepelik bir görünüşe sahiptir. Kıyıdan 50-60 km. içerde, kıyıya parelel olarak bir duvar gibi yükselenen Giresun dağlarının ortalama yüksekliği 2000 m. olmakla birlikte bazı yerlerde 3000 m.'yi aşar. Bu dağların Üzerindeki Önemli yükseltiler şunlardır: Balaban dağları (Abdal Musa Tepesi 3.331m.), Gavur dağı Tepesi (3.248m.), Küçükkor Tepesi (3.044m.), Cankurtaran Tepesi (3.278 m.), Karagöl Dağları (Karataş Tepesi 3.107m.), Kırkızlar Tepesi (3.025 m.), Yürücek Tepesi (2.313 m.). Bu dağlar üzerinden kıyı ile iç kesimler arasındaki ulaşım, Şehitler Geçidi (2.475 m.), Eğribel (2.075 m.) ve Fındıkbel (1.750 m.) geçitleri ile sağlanır.

İl genelinde az yer kaplayan ovaların büyük bölümü kıyı kesiminde yer almaktadır. Bunun haricinde Kelkit vadisi'nde Avutmuş Deresi'nin Kelkit Çayı ile birleştiği bölümde küçük bazı düzlüklere rastlanır.

Giresun dağlarının 2000 m. yi aşan kesimlerinde hayvancılık açısından da önemli birçok yayla yer almaktadır. Bu yaylaların başlıcaları; Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli, Yaşmaklı Ağaçbaşı, Karaovacık Güvende yaylalarıdır.

Akarsular ve Göller:

Giresun ilinin kuzey bölümünde, Giresun dağları ile Kuzey Anadolu dağları'nın bazı kesimlerinden doğan çok sayıda küçük akarsu vardır ve bu nedenle kıyı şeridi sık vadiler ağıyla yarılmıştır. İl topraklarındaki akarsuların tümü, dağların dik yamaçlarından büyük bir hızla aktığından oluk biçimli derin vadiler oluşmuştur. başlıca akarsuları:

Aksu: Karagöl bölgesinden doğar, merkez ilçenin doğu sınırında Karadeniz'e dökülür. uzunluğu 60 km.dir.

Harşit Çayı: Gümüşhane il sınırındaki Vavuk Yaylası'ndan doğar, üzerinde doğankent I ve II hidroelektrik santralleri vardır. İl içindeki uzunluğu 50 km. olup, Tirebolu ilçesinden denize dökülür.

Gelevera Deresi: Balaban dağları'ndan doğar, uzunluğu 80 km. olup Espiye ilçesinin dpğusundan denize dökülür.

Yağlı Dere: Erimez dağları'ndan doğar, espiye ilçesinin batısından denize dökülür.

Pazar Suyu: Karagöl ve Yürücek bölgelerinin sularının birleşmesi ile oluşur. Uzunluğu 80 km. olup, Bulancak ilçesinin batısından denize dökülür.

Batlama Deresi:Çaldağ'ın batı yamacının güneyinde bektaş Yaylası'ndan doğar. Uzunluğu 40 km. olup, merkez ilçenin batısından denize dökülür.

Bölgede önemli büyüklükte göller yoktur. Ancak, kara göl kütlesinin kuzeybatı, kuzey ve kuzeydoğu yamaçları 10 kadar buzyalağı (sirk) tarafından oyulmuştur.

İklim Özellikleri:

Giresun Dağları'nın kıyıya paralel olarak uzanışı, bölgede iki farklı iklim bölgesi oluşmasına neden olmuştur. Karadeniz kıyılarında ılık ve yağışlı iklim sürer. Uzun yıllara göre , merkezde yıllık sıcaklık ortalaması 14.2º C dir. En soğuk ay (Şubat) ortalama sıcaklığı 6.9º C, en sıcak ay (Ağustos) Ortalaması ise, 22.3º C dir. Kaydedilen en düşük sıcaklık 6 Şubat 1960'da -9.8º C, en yüksek sıcaklık ise 4 Ekim 1952'de 37.3º C olarak ölçülmüştür. Yağışlar bol olup, yıl ortalaması 1.305mm dir. Mavsimlere göre dağılımı; Kış %29, İlkbahar %18.5, Yaz %18.5 , Kış %34 dür.

En çok yağış Ekim ve Kasım, en Az yağış ise Mayıs ve Haziran aylarında görülür. en fazla yağış düştüğü aylarda , aylık ortalama yağış 140 mm.'yi aşarken, en az düştüğü aylarda 60 mm.'nin altına inmez.

Yağışlı günler ortalama sayısı 184, kar yağışlı günler 6, karla örtülü günler sayısı 11'dir. Kıyıdan içe doğru gidildikce iklim değişmektedir. Giresun Dağları'nın denize bakan yamaçları daha da yağışlıdır. Kışlar daha sert geçer, kar örtüsü daha uzun süre kalır ve yazlarıda serin geçmektedir. Kelkit vadisinde ise, kişlar sert, yağışlar azdır. En çok yağış da kıyı kesminin tersine ilkbahar'da düşer.

Ortalama deniz suyu sıcaklığı 16.9º C olup, en yüksek değerlerine Temmuz - Ağustos aylarında ulaşır(25º ).

Bitki Örtüsü:

Doğal bitki örtüsü, iklim özellikleri ve yükseltiye bağlı olarak değişir. Bitki örtüsünün dağılışın da ilin iki kesimi arasında farklar vardır. İlin kuzey kesiminde kıyıdan ihtibaren 800 m. yükseltiye kadar fındık bahçeleri ile kaplıdır. Bu fındık bahçelerinin arasında yer yer Kızıl ağaç, kestane yükseldikce gürgen, meşe ve kayınlar dan oluşan ormanlar bulunur. 1600 metreden sonra da köknar, ladin ve sarıçamlardan oluşan ormanlara rastlanır. 2000 metreden sonra ise gür çayırlar ile kaplı yaylalar yer alır. Giresun Dağları'nın güneyindeki Çoruh-Kelkit Vadi Oluğu'na bakan kesimde ise, daha çok meşelerden oluşan kurakçıl ormanlar ve bozkır bitkileri ön plana çıkar.

İl arazisinin %25'i tarım alanı, %34'ü orman ve fundalık alan, %18'i çayır ve mera ve %25'i tarım dışı araziden oluşmaktadır.

Giresun Tarihi 

 

Giresun,Doğu Karadeniz Bölgesinin sahil şeridinde, mavi ile yeşilin buluştuğu yerde bir yarım ada üzerinde kurulmuştur. Karadenizin tek adası olan Giresun Adası(Aretias) adeta kentin simgesi durumuna gelmiştir. Şehrin adı, eski adı olan "Kerasus" kelimesinden gelmektedir. Bu ismin kaynağında iki rivayet vardır. Birincisi yetişen bol miktardaki kirazdan geldiği, ikincisi de şehrin üzerine kurulu olduğu yarımadanın denize doğru bir boynuz gibi uzanmasındandır. Eski yunanca'da "boynoz" Kerastan anlamında idi.

Şehrin kimler tarafından nerede kurulduğu hala tartışmalıdır. Şehir hakkında Roma ve Bizans ve Rum Pontus imparatorluğu dönemine ait tatminkar bilgiler olmasada, Romalı idareci Arrien Farnakia'nın eski adının Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinop'lular tarafından kurulduğunu yazmıştır. Böylece araştırmacıların M.Ö. 183'te Sinop'u alan Pontus Kralı Farbakies'in Giresunun bu günkü bulunduğu yarımada da Farnakia adlı yeni bir kale inşa ettirdiğini, sonraları buraya Kerasus adını verdiğini ileri sürmelerine sebep olmuştur.

Eski Anadolu tarihi araştırmalarında, bu bölgede M.Ö. 2000'li yıllardan beri Türk varlığının mevcut olduğunu anlamışlardır. M.Ö. 7. yüzyılda Kimmerler ve Sakaların (İskitker) Karadenize göç etmesiyle Oğuzlar da bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer, Avşar, Karkın, Hallaç'ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak Türklerinin yerleşimi mevcuttur

M.Ö. 7. Yüzyılın ilk yarısında Saka baskısı sonucu Kimmerler, Kafkaslar'ı Geçerek Anadolu'ya gelip Şebinkarahisar'ın Bozbayır, Akkaya, Güneytepesi, Dışkaya civarındaki mağraların bulunduğu bölgeye yerleştiği sanılmaktadır. Giresun'un batı yakasındaki "Çıtlakkale" mahallesi adının Deliorman ve Selanik civarından gelen Türk topluluğu Çıtlaklardan geldiği, bölgede konuşulan lehçe ve kültür unsurlarından anlaşılmaktadır.

Karadeniz bölgesinde bir çok koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu şehirlerinin kurucularıdır. Persler, Anadolu'yu ele geçirdikten sonra, bölgeyi merkeze bağlı satraplıklara ( Eyalet) bölmüşlerdir. Giresun Doğu Karadeniz eyaleti içinde kalmıştır.

Giresun, bir süre Kapadokya Krallığı (M.Ö. 332-323) ile Makedonyalıların (M.Ö. 301) hakimiyetinde kalmıştır. Roma İmparatorluğu bu bölgede egemen olan Pontusluların hakimiyetine son vermiş ve Farnakeia'yı kendi sınırlarıiçersine katmıştır. Romalı yazarlardan Ammianus Marcel'e göre Romalı komutan Lucullus bölgeye geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görerek, kiraz fidanlarını Romaya götürmüş. Bu bilgiye dayanılarak kirazın dünyaya Giresun'dan yayıldığı söylenmektedir.

Bizans egemenliği döneminde Yunan soyunun gitdikçe zayıflaması ile bölgedeki başka soydan gelen insanları asimile etmeye çalışmıştır. Bu yüzden Doğu Karadeniz bölgesindeki ormaları kesip burdaki kabileleri ithat altına almaya çalışmışlar ve bölgeye bir miktar Hırıstıyan Bulgar Türk'ü bölgeye getirmiştir. 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları bölgeye gelerek İslamiyeti tanıtmaya başlamışlardır.

1204 yılında Haçlıların İstanbul'u ele geçirmeleri sonucu, Bizans İmparatoru Komnenos'un çocukları Trabzo'u alıp burada Trabzon Rum İmparatorluğunu kurmuşlardır. Giresun'da bu devletin sınırları içinde kalmıştır. 1244' de Trabzon Rum Devleti Moğolların egemenliği altına girerek, Türklerin bir eyaleti olmuştur.

Bölgenin Moğollar hakimiyetine girmesindan sonra, Oğuzların boylarından biri olan Çepniler; Ordu, Giresun ve Trabzon illerine yerleşmeye başlamışlardır. Giresun'un Türkleşmesi Anadolu Selçuklu Beylikleri döneminde dada artmıştır. 1297'de Ünye yöresini ele geçiren Çepniler, Trabzon'a kadar akınlar düzenlemişlerdir. Bu akınlar sırasında Giresun kalesinin zapdedildiği sanılmaktadır.Tarihçi Panaretos'un yıllığına göre 1301'de İmparator II.Alezios, Kerasus'a gelip "Koustougans" adlı Türkmen beyini yenilgiye uğratmış ve kalenin surlarını yeniden yaptırmış. Bahsedilen bu Türkmen beyinin Küçük Ağa veya Küçdoğan olduğu belirtilmektedir.

Çepni Türklerinin Beyi olan Hacı Emir Bey'in Oğlu Emir Süleyman Bey 1397'de Giresun'u feth ederek bölgenin tamamen Türkleşmesini sağlamıştır.

1402'de Timur'un egemenliğine giren bölge, 1405'te tekrar eski konumuna kavuşmuştur. 1453'te Fatih Sultan Mehmet Giresun'u vergiye bağlamış fakat vergisini ödemediği için 1456'da şehri kuşatsada, Giresun ödemesi gereken vergiyi artırarak Osmanlıdan kurtulmuştur. 1461 Yılında Fatih Sultan Mehmet Han'ın Trabzon Rum İmparatorluğunu feth etmesiyle Şehir teslim olmuş.

Yavuz Sultan Selim'in, Giresun'un Türk-İslam şehri haline gelmesinde çok önemli rolü olmuştur. Osmanlı idaresi altında Şehir bir liman kenti olarak gelişmiş faket bu dönemde zaman zaman ayaklanma ve eşkiyalık hareketleri baş göstermiştir. 1586 ve 1587 yıllarında şehirde muhafız olarak bulunan yeniçerililer bağzı karışıklıklar çıkartmıştır. Bazı kaynaklarda ise 1634 yılında , Kazakların Şehir ve yöresini yağmaladığını yazmaktadır. 1756'da Canik muhassılı olan Süleyman Paşa ve kardeşi Ali Bey 12.000 kişilik bir kuvvetle şehri basıp yağmalamıştır. XIX. Yüzyılda Tuzcuoğulları isyanı bölgeyi etkilemiş, bunlara katılan Laçinoğulları 1816'da Giresun'a tam olarak hakim olmuştur. II. Mahmud'un gönderdiği iki fıkateyn ile bir korvet şehrin önlerine gelerek yeniden kontrolü sağlamıştır.

Giresun osmanlı idaresinde kaza merkezi idi. 1486'da Trabzon Sancağına bağlı Zeamet-i Kürtün adlı idari bölgenin merkezidir. 1515'te Kürtün kazasına bağlı Çepni vilayetinin merkezi durumunda iken XVI. yüzyılın sonlarında Giresun kazası olmuştur. Tanzimat döneminde Trabzon'a bağlanmış ve 1847'de Trabzon Merkez livasına tabi olmuştur. 1855'de Ordu livasına, 1856'da yeniden Trabzon livasına, 1857'de tekrar Ordu livasına bağlanmıştır. 1866 tarihli Devlet salnamesinde Trabzon sancağının kazası olmuştur. 1875'ten 1878'e kadar Karahisar-Şarki Sancağına bağlanmış ve 1879'da tekrar Trabzon Sancağına bağlanmıştır. 1923 yılında ise il olmuştur.

Evliya Çelebi'nin Seyhatnamesinde Giresun

İstanbul, Kostantini'nin yapısıdır. Sonra Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanın eline geçmiş ise de, yine Ceneviz Frengi istilâ etmiştir. sonra Fatih zamanında musâhip Mahmut Paşa eliyle zapt olunmuştur. Fatih, kale fethedilir- ken Mahmut Paşaya "Bu gece kale altına Giresun !" diye ferman edince kaleye metrise girip fethettiğinden adına "Giresun" denilmiştir. 17. iklim enlemindedir. Trabzon eyaletinin sınırının başladığı yer de Paşa hasıdır. Hâkimi müslümandır. Üç yüz payesiyle mükellef kazadır. Yeniçeri ocağından Serdarı, Kale Ağsı, Neferleri, Gümrük Emini. Müftüsü, Nakibi vardır. Deniz kıyısında Canik ile Trabzon arasındadır. Trabzon Giresun'un doğusuna düşer. Burası Ceneviz Frenginin elinde iken mâmur ve büyük bir şehir imiş. Hala o zaman yapılanların eserleri görünür. Fakat Giresun şimdi o kadar büyük şehir değildir. Çarşısı içinde camileri, mescitleri, han, hamam, çarşı ve pazar- ları vardır. Kalesi deniz kıyısındadır. Bağ ve bahçelerinde meyveleri çoktur. Liman âlâ demir tutar yataktır. fakat batı rüzgârında biraz sıkıntılı olur.

Limanın batı tarfında bir küçük adası vardır. Nice kereler Kazaklar o adanın şaykalarını saklayıp karadan asker dökerek bu şehirden bol para almişlar, şehre ateşe yakmışlardır. Çünkü kalesi şehri koruyamaz. Bu şehir Trabzon eyaletine tâbi olmakla Ömer Paşa askerinden nice denizden bıkarak kara yoluyla giderler.

Millî Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet Döneminde Giresun tarihi incelendiğinde, I.Dünya Savaşı'ndan önce bölgenin etnik yapısına bakıldığında, nüfusun yarısının Türk, Diğer yarısına yakın bir kısmının Rum ve geri kalanın da Rum olduğu görülmektedir.

Bu tarihlerde Giresun'da yaşayan Türkler hayvancılıkla uğraşmakta ve fakir bir hayat sürdürürken, Şehrin her türlü ticaretine hakim olan Rumlar ise zengin bir hayat sürdürmaktedir. Rumların en büyük hayelleri, bu bölgede Pontus Rum Devletini yeniden kurmak ve Türkleri bölgeden kovmak veya imha etmekti. Trablusgarp ve I.Balkan savaşlarında Türklerin bağlup olmaları Rumların bu fikirlerini dahada kamçılayarak onları şımartmıştır.

I.Dünya Savaşında Ruslar karşısında Bayburt Hattı'nda savaşan 37.Fırkanın emrinde Giresunlulardan oluşan bir de gönüllü birlik vardı. Başında Gazi (Topal) Osman Ağanın bulunduğu bu birlik, düşman kuvvetleri karşısında çetin savaşlar vermiş ve Harşit Çayına kadar çekilmiştir. Burda sayısını artırarak Rusları durdurmuştur.14 Şubat 1918 günü Türk birliği, Rus oadusunu Kanlıdere mevkinde yenerek Giresun'un işgalini önlemiştir. Bu başarıdan sonra Giresun'lu gençler, Batum'a giderek Doğu Karadenizin Rus işgalinden temizlenmesine yardımcı olmuşlardır. Osmanlı Devleti savaşı kaybettiğinden, 30 ekim 1918'de Mondros Ateşkes anlaşmasını imzalamak mecburietinde kalmıştır.

Bu ateşkesden yararlanmak isteyen Ermeniler doğuda Ermenistan, Karadeniz kıyılarındaki Rumlar da Rum Pontus devletini kurma çalışmalarına başlamışlardır. Rum çeteleri Atina ve Patrikhanenin talimatları ile Türk köylerini basmış ve halkın bir kısmını katletmiştir.

I.Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Hükümeti; çeteler kurarak düşmanla işbirliği yapan bir kısım Rum ve Ermeni'yi zorla göçe tabi tutmuştur. Bu kanunu yürütenler hakında idam fermanları yazılmaya başlanmıştı. Giresun'daki Runlar da büyük devletlere başvurarak Giresun gönüllülerinin lideri Osman ağanın idamını talep etmişler. Bunun üzerine Osman ağa bir gurup adamıyla dağa çıkarak, Türk köylerini Rum baskılarından korumuştur.

15 Mayıs 1919'de Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleri Rumları çok sevindirdi ve Türklere karşı taşkınlıklarda bulundular. Bunun üzerine Giresun'lular 17 Mayıs 1919'da Büyük bir miting düzenleyerek, tepkilerini dile getirdiler. Bu yıllarda Anadolu galip devletler tarafından paylaşılırken, Giresun'da Belediye reisliği yapmış olan Kaptan Yorgi Paşa'nın oğlu Konstantin Konstantinites başkanlığındaki bir heyet, İngiliz Başbakanı Lord Corç'a baş vurarak, Hopa'dan Yeşil Irmak boylarına kadar bir Pontus Devleti kurulmasını istemişler.

Bu haber üzerine şehrin ileri gelenleri Trabzon'da toplanarak, Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti bir şubesinin Giresun'da açılmasına karar vermişlerdir. İlk yönetim kurulu Dizdarzâde Eşref Bey'in başkanlığında öğretmen Niyazi Tayyip, Doktor Ali Naci, Ethem Nazif ve İbrahim Hamdi'den oluşmuştur. Bu Cemiyetten Doktor Ali Naci ve İbrahim Hamdi beyler Erzurum Kongresi'ne katılmışlardır.

23 nisan 1920'de meclisin açılması ve Milli hükümetin kurulması ile, Giresun askerlik şubesi başkanı Hüseyin Avni Alparslan Bey, bu hükümeti tanımış ve Ankara ile ilişkiler kurarak, 1000 kişilik bir tabur teşkil edilir. Bu tabur Kars'da Kazım Karabekir Paşa' nın emrine gönderilmiştir.

Osman Ağa, Rusya'dan yiyecek karşılığında silah teğmin edip, bu silahların bir kısmını Ankara'ya göndermiş, diğer bir kısmını ise yeni toplanan erata dağıttırmıştır.

Atatürk, Giresun gönüllülerinin muhafızlığını yapması için Osman Ağa'dan bir manga asker ister. Bunun üzerine 250 kişilik bir birlik oluşturulmuştur. Bu birliğin adına ise "Giresun Gönüllü Müfrezesi" denmiştir.

Atatürk, Osman Ağa'ya Giresun'da bir alay kurmasını emrini vermiştir. Bunun üzerine kurulan 47. Alay'ı, Koçgiri isyanının bastırmada kullanılmıştır. daha sonra kurulan 42. Alay'ın komutanlığına Hüseyin Avni Bey getirilmiş ve Samsun'daki Pontusçu Rumların üzerine gönderilmiştir. Görevlerini başarı ile tamamlayan iki alay Samsun'da birleşerek Sakarya cephesine sevk edilmiştir. Sakarya Savaşında, Hüseyin Avni Bey de dahil olmak üzere, 42. Alay'ın büyük bir kısmı şehit olmuştur. 47. Alay ise savaşın sonuna kadar çarpışmış, zaferi kutladıktan sonra Ankara'ya dönmüşlerdir.

Gönüllü asker, Giresun Uşakları Atatürk'ün, Ankara'da ve Anadolu seyahatlerinde muhafızlığını yapmıştır.

19Eylül 1924'de Atatürk Giresun'u Cumhurbaşkanı olarak eşi Latife hanım ile ziyaret etmiştir. Bu ziyaret esnasında, Bilgi Yurdu önünde toplanan gençlerin sevgi ve bağlılık gösterileri karşısında durmak zorunda kalmıştır. Gençler adına Dr. Necdet heyecanlı bir konuşma yapmıştır.

"Bilgi Yurdu adına sizi selamlıyorum; hoş geldiniz Paşa... Kaç gündür sizi bekliyoruz

Karadeniz'e çıktığınızdan beri gözlerimiz ufuklarda kaldı. Enginlerin göklerle birleştiği yerde hep sizi aradık. Doğru Dumlupınar'dam mı geliyorsunuz? Yaptığınız tarihi tekrar yaşamak için mi oraya gittiniz? Sizin irade ve kutretiniz altında ölen ve öldüren şehitleri ziyaret ettiniz mi ?

Şimdi ölenlerin de derin bir huşu ve hürmet duyduğum gözleriniz, onları gördü mü? Dünkü silah arkadaşlarınızın ruhları mezarlarında şen ve müsterih uyuyor, deyil mi ? İçlerinde bizim yeşil Giresun' dan da kimse var mıydı?

Kim iddia edebilir ki, temelini kudretli ellerinde vaaz ettiğin "meçhul şehit " abidesi, bizim Giresun Uşaklarından birinin değildir. Onlara arzularının yerine geldiğini söylediniz mi? Asil ve temiz kan- larının topraklara aktığı gün düşmanın da Akdeniz'de boğulduğunu anlattınız mı ?

Sen olmasaydın ey büyük Münci ! Ey büyük Halasker ! Türk tarihi de bugün olmayacaktı. Olsa bile sahifeleri artık zafer, hürriyet, saadet değil; zillet, esaret ve hakaret kaydedecekti.

Bilmiyorlardı ki,Türk tarihi yalçın kayalar üzerinde ve Türk milletinin kalbindedir. Bilmiyorlar ki , sen o kalplerin birleştiği müşterek bir yüreksin."

1923 yılında il olan Giresun'un çevresi, Trabzon, Gümüşhane,Erzincan, Sivas ve Ordu illeri ile çevrelenmiştir.

Atatürk'ün Halka Hitaben Yaptığı Cevabi Konuşma

"Ey genç ! Bütün memleketin gençliğine tercüman olan kıymettar sözlerinden fevkalalede memnun oldun.

Aafyonkarahisar ve Dumlupınar'da sizin Uşaklar da vardı. Bundan dolayı müsterih ve memnun olabilirsiniz. Memleket bu sözleri söyleyen gençlikle iftihar edecektir. Bu memleketin gençliği hakkımda pek büyük teveccüh gösterdi. Bu kadarına layık olduğumu bilmiyordum. arkadaşlar... Bu memleketi ve milleti asırlardan beri berbat edenler çoktan ölmüştür. Bütün gençlik buna iman etmelidir. Bizim kanımız akmadıkça bunlar bir daha avdet etmeyecektir."