07 Haziran 2008 10:00 · Tr28
· Etiketler
giresun
,
topal osman ağa
,
topal osman ağa hayatı
,
topal osman ağa kimdir
,
topal osman ağa kronolojisi
-1884 Yılında Giresun'un Hacıhüseyin Mahallesinda doğdu.
-1912 Yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yararlanarak sakat
kaldı ve 'TOPAL' lakabı ile anılmaya başlandı.
-30 Kasım 1915'te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.
-Şubat 1918'de Giresun Belediye Başkanı oldu.
-Şubat 1919 Yılında Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.
-1919 Yılında İstanbul Hükümeti hakkında tutuklama kararı çıkardı,
Tutuklanmamak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine kaçtı.
-29 Mayıs 1919'da Atatürk ile Havzada gizli olarak buluştu.
-5 Haziran 1919'da Arkadaşları ile Pontusçu Rumlar'ın Giresun'daki Rum Mektebine Astıkları
Pontus bayrağını indirdi.
-8 Temmuz 1919'da hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.
-Temmuz 1919 'da giresuna geri döndü ve tekrar belediya başkanı ve muhafazai
Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı oldu.
-Temmuz 1919'da Osman Ağaya Kaymakam Baki bey tarafından başarısız bir suikast düzenlendi.
-Şubat 1920'de 'GEDİKKAYA' gazetesini yayınlamaya başladı.
-Eylül 1920'de Giresunlu gönüllüler ile Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars'a gitti.
-12 Kasım 1920'de Giresun usakları ile birlikte Ankara'da Atatürk'ün muhafızlığına başladılar.
-12 Kasım 1920'de Osman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırmaları.
-5 Ağustos 1921'de Komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Ankara'ya geldi.
-Ağustos 1922'de 42. ve 47. Gönüllü Alayları Başkomutanlık, Sakarya
Meydan Muharebesine katıldılar.
-2 Nisan 1923, Osman Ağa 'nın ölümü ve Cumhuriyet Şehidi olması.
-Nisan 1923, Osman Ağa 'nın Giresun kalesine gömülmesi.
-Mart 1925, Osman Ağa'nınnaaşı anıt mezara taşınmıştır.
Osman Ağa Kimdir
Osman Ağa, Giresun'un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzadeler
ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, Annesi Zeynep hanım olup
ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına
Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini
ödemesine rağmen O gönüllü birlik oluşturarak savaşa katıldı.
Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine
kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi unvanını
aldı. Giresun'a döndükten sonra 1.Dünya savaşına katılmış,Batum
ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını
geçmelerini engelleyerek Tirebolu'nun işgalini önlemiş.
Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, Uzun yıllar
beraber yaşayan Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin belini gönüllüler
kurarak kırmış. Bu Rum ve Ermeni işgalci çeteler,Osmanlı hükümetine
Osman Ağa'yı şikayet ederek hakkında tutuklama kararı çıkarttırmışlar,
Bunun üzerine Osman Ağa, Şebinkarahisar bölgesine yerleşmiş.
8 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Kızılhaç heyetini taşıyan bir Yunan
gemisi Giresun'a gelir. Heyet 11Mayıs 1919 tarihinde Taşkışla'ya
beyaz renkli Yunan Kızılhaç Bayrağını asar, 5 Haziran 1919
Tarihinde ise Pontus bayrağını asarlar. Bu olaylar üzerine Osman Ağa
, Harekete geçerek arkadaşları ile birlikte işgalcilerin bayraklarını
indirip, yerlerine Türk bayrağını asarlar.
Osmanlı hükümeti tarafından affedilen Osman Ağa; İzmir ilinin
Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, 17 Mayıs 1919
tarihinde Giresun'da büyük bir miting düzenleyerek işgalci
devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.
29 Mayıs 1919 tarihinde Havza'da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice
buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk'den aldığı emirler doğrultusunda
hareket etmiş, ayrıca bu emirler kendisine güç verdiği için daha
rahat hareket etmeye başlamış.
Erzurum Kongeresine Dr Ali Naci DUYDUK ve İbrahi Hamdi Bey'i temsilci
temsilci olarak göndermiş. Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin
Avni Alpaslan ve Jandarma Komutanı Hamdi Bey ile anlaşarak,Eylül
1920'de Giresun gençlerinden oluşan 'GİRESUN GÖNÜLLÜLER TABURU'nu kurmuştur.
Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12
Kasım 1920'de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş,
Atatürk'ün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, Daha sonrada
Giresun'dan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş.
Bu şekilde Atatürk'ün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuş.
Giresun'da GEDİKKAYA isimli bir gazete çıkartarak, Milletin milli şuurun'un
oluşmasını sağlamaya çalışmış. Bu çalışmaları art niyetli kişiler
tarafından engellenmeye çalışılmış.
Giresun Müdafa-i Milliye Başkanı ve Belediye Başkanı sıfatıyla
Kasım 1920'de Ankara'ya gitmiş,Gerekli emirleri aldıktan sonra Giresun'a
dönerek, 12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların
kurulması çalışmalarını başlatmış.
Mar 1921'deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47.
Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.
Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini
tamamen kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alayı ile
birlikte Sakarya savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay,
Tirebolulu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar
göstermiştir, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına
kadar savunmuşlar.Bu alayın tamamını şehit veren Osman Ağa,
Mangaltepe sırtlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.
Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2
Nisan 1923'de çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken vefat etmiş
Mezarı Giresun Kalesindedir.
RUHU ŞAD OLSUN
07 Haziran 2008 09:33 · Tr28
· Etiketler
giresun
,
giresun spor
,
giresun spor tarihi
,
giresun spor tarihçesi
,
giresun spor yönetimi
,
giresunspor
Giresun Spor Tarihçesi
Giresunspor
ilk kez 1925 yılında Sarı – Lacivert renkler altında, öğretmen Fevzi ve
Faruk beyler tarafından kurulmuştur. Amatör olarak futbol, atletizm ve
su sporlarında faaliyet göstermiştir.
Giresunspor Kulübü 1925’den
beri sürdürdüğü faaliyetine 3530 sayılı Beden Terbiyesi yasasının
yürürlüğe girmesiyle 28 Mart 1941 yılında kapanmıştır.
Kulübümüz
kapanmasının ardından 26 yıl geçtikten sonra 31 Mart 1967 yılında 3-
514 Sayılı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tescil onayı ve oluru ile
profesyonel olarak yeniden kurulmuştur.
Giresunspor Kulübü Derneği;
Zamanın Spor Bakanı ile Futbol Federasyonu Başkanının,Giresun’da
kurulacak bir profesyonel Futbol kulübünün Türkiye 2. Ligine
alınacağını 9.nisan.1967 günü açıklaması üzerine o günkü amatör spor
kulüplerinden Yeşiltepe Spor kulübünün adı ve renklerinin değiştirilip
yeni bir tüzük değişikliği ile İlimizin gururu Giresunspor’un Türkiye
ikinci Milli Ligine alındığı müjdesi 9 Nisan 1967 tarihinde Ordu
ilinden konvoylarla Giresun’a getirilen Devlet Bakanı Kamil OCAK ve
Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref APAK tarafından, Belediye
Meydanında büyük tezahürat ve bayram havası içinde açıklanmıştır.
Bugün
dünyada bir eşi daha bulunmayan Fındığımızla birlikte reklam kaynağımız
olan Giresunspor’un kuruluş ve lige alınmasında Yeşiltepe, Akınspor ve
Beşiktaş kulüplerinin Başkanlarıyla zamanın Valisi Celalettin Tüfekçi
Belediye Başkanı, General Dr. Ali Rıza ERKAN ile Beden Terbiyesi Bölge
Müdürü Kemal MÜFTÜOĞLU’nun çok büyük girişim ve çabaları olmuştur.
Profesyonel
Ligde Kurucu Başkanlığını Yaşar TURHAN yapmıştır. Daha sonra yapılan
Kongrede Hasan GÜREL Başkan seçilmiştir. GİRESUNSPOR’ un ilk resmi maçı
20 Ağustos 1967 tarihinde İstanbul’dan lige katılan Beylerbeyi spor
takımı ile Giresun’da oynanan ve 0 – 0 biten maç olmuştur.
Giresunspor
ilk resmi maçına şu kadro ile çıkmıştır; Mehmet, Hüseyin, Sadettin,
İsmet, Erol Fevki, Servet, Küçük Şükrü, Ünal, Büyük Şükrü, Muhlis
Giresunspor, 1971 – 1972 sezonunda Türkiye I. Ligine çıktı. Altı yıl 1.
ligde mücadele verdikten sonra 1976 – 1977 yılında II. Lige, 1977 –
1978 yılında III. Lige düştü. 1978 – 1979 yılında II. Lige çıkan
Takımımız, 1985 – 1986 sezonunda tekrar III. Lige düştü. 1987 – 1988
sezonunda şampiyon olarak tekrar II. Lige çıkmıştır. Daha sonra tekrar,
1999-2000 sezonunda 3.lige düşen GİRESUNSPOR; 2004-2005 sezonunda
şampiyon olarak 2. Lig B Kategorisine yükselmiştir.
Kulübümüze bu
güne kadar Kurucu Başkan olarak; Yaşar Turhan, daha sonra; Hasan GÜREL,
Yılmaz SÜTLAÇ, Ahmet Kaya TİRALİ, Mehmet Ali GÜNEY, Orhan YILMAZ, Ali
KÜÇÜKAYDIN, İbrahim TÜRK, Bekir AYGÜN, Mehmet LARÇIN, Yavuz Selim
BAŞAR, Naim AYGÜN, Mehmet BULUT, Muzaffer DENİZ, Osman ÇIRAK, Gürcan
EJDEROĞLU Başkanlık yapmıştır. Halen M. Fatih KİTAPÇI Kulübün
Başkanıdır.
07 Haziran 2008 08:55 · Tr28
· Etiketler
fındık
,
giresun
,
giresun fındık
,
giresun fındığı
,
giresun tombul fındığı
,
giresun ve fındık
Fındık meyvesi çok eski devirlerde insanlar tarafından yenilmiş ve
besin değeri takdir edilmiştir. Zaman zaman hükümdar sofralarına giren
fındık meyveleri sonraları Akdeniz bölgesinde ticaretin artması ve
genişlemesi ile bir servet ve bereket timsali halini almıştır.
Fındık dünya çapında yetiştirilme alanı bulmuş, rağbet görmüş bir üründür.
Tarımla
uğraşan birçok küçük işletmeli ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Daha
sonraları yetiştirilme alanları genişletilerek ithalatta ve ihracatta
yerini almıştır.
Fındık insan hayatına öyle bir yerleşmiştir ki
geçmişten bugüne kadar edebiyatta, folklor de, sözlüklerde,
seyahatnamelerde ve hatta tıp ta adından bahsettirmiştir. Böylelikle
fındık insanlığın vazgeçilmez ürünlerinden biri olmuştur.
Çeşitli
kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan bu tezde, fındığın tarih boyunca
gelişimini, türlerini ve dünyada ki üretim alanları hakkında geniş
bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Fındığın geçmişini zenginlikleri
ortay koymak amaçlanmıştır.
GİRİŞ
Ülkemizde
ekonomik, sosyal ve doğal kaynakların korunması yönünden önemli bir
yere sahip olan fındık bitkisi; çiçekli bitkiler
(spermatophyta=phanerogamae), kapalı tohumlular(Angiospermae) alt
şubesi, iki çenekliler (Dicotyledonae) sınıfı, serbest taç yapraklılar
(Choripetalae) alt sınıfı, mantolular grubunda, kayıngiller (Fagales)
takımı, huşgiller (Betulaceae) Familyası fındıkgiller (Corylus) cinsi
içinde yer almaktadır.
Fındığın Kuzey Yarım kürenin ılıman iklim
kuşağını, Japoya’dan, Çin, Mançurya, Kafkasya, Türkiye, Avrupa ve Kuzey
Amerika’ya kadar yabani formlar biçiminde kapladığı bilinmektedir.
Kültür formlarını oluşturan en önemli türler ise Artvin’den
Kırklareli’ne kadar uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve Kuzey Geçit
bölgelerinde yoğun olarak bulunmaktadır. Fındığın kültüre alınma tarihi
2500 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Enophen İsa’dan önce 400
yıllarında Kuzey Anadolu’da Pontus Euxinus’da (Kerasus) (Giresun)
Pontus Yemişi adını verdiği ufak bir meyveden bahsetmektedir. Bu kadar
eski kültür izine rastlanması sonucu fındığın anavatanının yurdumuzun
Karadeniz Bölgesi olduğu ve kültür fındığının dünyaya buradan yayıldığı
kabul edilmektedir. Bu meyvenin 600 yıldan beri ticareti yapılmaktadır.
Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan 16 çeşit fındık mevcuttur. Buna ilave
olarak Giresun’ da bulunan Fındık Araştırma Enstitüsünde 30 yıldan beri
süregelen seleksiyon ve melezleme çalışmaları sonucunda ticari üretimi
yapılabilecek 7 çeşit adayı daha geliştirmiştir.
Kültür fındığı,
Kuzey Anadolu’dan, önce Yunanistan’a oradan da İtalya’ya götürülmüş, bu
ülkede Avella şehri civarında yaygın olarak yetiştirilmeye başlanmış ve
önemli türü olan Corylus Avellana L. adını bu yöreden almıştır. Sicilya
ve İspanya'ya Araplar eli ile ulaşmış, Fransa’da çok yaygın zamanlara
kadar önemli bir kültür bitkisi olarak ele alınmıştır. İngiltere ve
Almanya’da çoğunluğunu Corylus Maxima Mill.’in oluşturduğu ve doğal
flordan seçilmiş tipler büyük ilgi uyandırmıştır. ABD’de ise, fındık
yetiştiriciliği son 70 yıl içinde gelişme göstermiş, güçlü araştırma ve
geliştirme programları ile desteklenerek önemli bir sıçrama yapmıştır.
TARİH BOYUNCA FINDIK
1 – DÜNYA DİLLERİNDE FINDIK
Fındık kelimesi Türkçe olmamakla beraber Bundukdar gibi istilah şekilleri eski dilimize yerleşmiştir.
Fındık kelimesine dair, dünya sözlüklerinden elde edilebilen lengüistik bilgi sıra ile aşağı alınmıştır.
Fındık
kelimesi ( Pontus Cevizi ) manasına gelen Yunanca Pontikon Karyon’dur.
Rumcası : Leptokarion ( ince ceviz ) halk dilinde fındıktır. Ermenice :
Kalin, Arnavutça Lajthi olarak kullanılır.
Botanikte Corlyus
Avellane Pontika olan fındık kelimesini İranlılar bizden funduk,
Araplarda Bunduk şeklinde almış olup Arapçada Elculuz olarakta
kullanılır. Çince de Chen-tse yahut Chen-li, ilmi adı ( Corlyus
heterophylla, Fısch ) dır.
Türkiye haricinde kalmış Türklerde
fındık karşılığı olarak taklidi ses esasına dayanan çit kökünden gelme
kelimelerle ifade olunur.
Kazan – Çitlevük
Kırım – Çetleük
Kumuk – Çertlevük
Türkiye Türkçe’sinde de Çitlembik şeklinde de kullanılır.
1 - 1 Fındığın Başlıca Avrupa Dillerindeki Karşılıkları :
Hint – Avrupa ana dilindeki itibari kökleri : Qos(e)lo (fındık yemişi; Lazd ( fındık fidanı )
Germenlerde; eski Nordca : Hasl
İsveç, Norveçce : Hassel
Eski Yüksek Almanca : Hasal
Almanca : Hassel, Hasselnuss
Anglosaksonca : Haesel
İngilizce : Hazel, Hazelnut
Felemenkçe : Hazelaar
Amerikanca : Filberts
Latinlerde :
Latince : Corulus, Corylus
Eski Fransızca da : Avelaine
Fransızca (küçük ceviz ) : Noisette
İtalyanca ( ,, ,, ) : Nucciola
İspanyolca : Avellana
Portekizce : Avella
Romence : Aluna
Güney
Batı Avrupa’nın fındık yetiştirdiği yer İtalyanın Campanla bölgesinde
bulunan Abella şehri idi, bundan ötürü bu yemişe de Abella Cevizi
manasına olarak ( nux abellana ) denilirdi, sonraları bu Avellana
olmuştur.
İslavlarda :
Müşterek kök orman manasına gelen les ile ifade olunur.
Rusça ( orman cevizi ) : Liesnoy oreh
Polonezce : Leszczyna
Çekçe : Liska
Sırp – Hırvatça : Leska
Bulgarca : Leşnik
Baltıklarda :
Eski Prusça : Laxde
Litvanca : Lazd’a
Letçe : Lagzds
Fince : Pahkina
Macarca : Mogyoro
1 – 2 Ferhengi pehlevi’de fındık :
İstimal
edilmekte bulunan fındık kelimesinin pehlevi dilinde ki ( funduk )
yahut ( punduk ) ve Avestai ( benduk ) ve Sanskrit ( Beddük )
kelimesinin muarrabı olup, başı kapalı nesne manasını ifade eder.
GİRESUN VE FINDIK
Bir
çok Tarihi Belgelerde ilk Kültür Fındığının Yetiştirildiği yer olarak
ifade edilen Giresun’da fındık hayatın her aşamasında kendini
göstermektedir.
İlimizin yaklaşık 100.000 hektar alanında
yapılan fındık tarımı insanımızın işi, aşı, düğünü kısacası her şeyi
olmuştur fındık. Fındık hasat zamanı insanımızın bir zaman belirtisi
olmuştur. Şöyle ki, Düğün ne zaman fındıktan sonra veya fındıktan önce
gibi zamanlarla ifade edilmektedir. İlimiz insanının Türkülerine konu
olan fındık ilimizde genelde Ağustos ayının ilk yarısında olgunlaşıp
hasata başlanılır.
Yeşilin mavi ile kucaklaştığı doğa harikası
ilimizde hasat zamanı fındık bahçelerini görmek gerekir. Uzaktaki
yakındaki herkes genç-ihtiyar, kız-erkek üreticilerin o meyilli
yamaçlarda bir makine düzeni ile dallara uzanarak çotanak toplamaları,
kıvrak Giresun-fındık türkülerini insanı şaşırtan bir hızla söylemeleri
bir arada yenen coşkulu imece yemekleri, sık sık yağmur ve güneşin
oluşturduğu gökkuşağının oluşturduğu doyumsuz güzelliği, özetle doğayla
bütünleşen bir hareket, ses ve renk armonisi, dinsel kitaplarda ve
mitolojilerde yer alan bir dizi öyküyü anımsatır. Bu sanki insanın
topraktan fışkıran bereketi karşılamasının törene dönüşen öyküsüdür.
Yaşamın yeşil yeşil her yerden fışkırdığı bu doğa cennetinin seven insanları, size içtenlikle “hoşgeldiniz” diyeceklerdir......
GİRESUN TOMBUL FINDIĞI
Üretim
Yerleri: Giresun ili; Piraziz, Bulancak, Merkez, Dereli, Keşap,
Yağlıdere, Espiye, Güce, Tirebolu, Doğankent, Görele, Çanakçı, Eynesil
ilçelerinde, Trabzon ili; Beşikdüzü, Vakfıkebir,
Üretim
Tekniği : bir ılıman iklim meyve türüdür. 550 m. rakıma kadar olan,
yıllık optimal sıcaklığın 13-16 ºC, en düşük sıcaklığın –5 ºC ve en
yüksek sıcaklığın ise 35 ºC civarında olduğu yörelerde yetiştiriciliği
yapılmaktadır. periyodizite eğilimi yüksek, toplam en az sıcaklık
ihtiyacı 2284 ºC, toplam en çok sıcaklık ihtiyacı 2572 ºC olup,
ortalama gün ısısı ise 20ºC’dir.
Yıllık yağış toplamının 700 mm.
nin üstünde ve bu yağışın aylara dağılımının dengeli olması
gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nemin %60 ın
altına düşmediği, Taban suyu yüksek olmayan, besin maddelerince zengin,
tınlı-humuslu ve pH’ ı 5-7 arasındaki topraklarda yetişir.
Bitki
yapısı; 2-3 m. boylarında, orta derecede taçlanan, 5-10 cm. çapındaki
5-6 adet dalın bir araya getirilmesiyle oluşturulan ocak adı ile tabir
edilen ağaççık formundaki bitkilerdir.
Döllenme : Tek
evcikli bir bitki olup, erkek ve dişi çiçekleri aynı bitki üzerinde,
ancak değişik yerlerde oluşmaktadır. Kasım- Mart ayları arasında açmaya
başlayan karanfil adı verilen dişi çiçekler, yine aynı dönemlerde
olgunlaşıp polen yaymaya başlayan püs adı verilen erkek çiçekler
tarafından tozlanır. 3-5 ay sonra döllenme tamamlanır. Giresun tombul
fındığının öncelikli tozlayıcı çeşidi olarak Palaz, mincane, foşa ve
kalınkara çeşitlerinden bir veya ikisi meyve tutumunun yüksek olması
bakımından bahçe içerisinde % 8-12 oranında bahçenin hakim ve rüzgar
alan yerlerinde bulunması gerekir. Kalite düzeyinin sürekli olarak
korunması için tek çeşit tozlayıcı ile döllenmenin sağlanması uygun
olacaktır.
GENEL ÖZELLİKLERİ :
- Hasat Zamanı : Erken orta (10-15 Ağustos)
- Dişi Çiçek Açma Zamanı (% 50) : Orta geç (10-20 Ocak)
- Erkek Çiçek Açma Zamanı (% 50): Erken (10-20 Kasım)
Meyve Şekli Kabuklu
- Şekil Değeri ve biçimi :1,11 yuvarlak
- İriliği (gr):1,46
- Kabuk Kalınlığı : 1,01 mm.
- Randıman : 52,40
-1 kg’daki kabuklu dane sayısı: 670-730 adet/kg
-Kabuklu Meyve İriliği(mm): 16,3(17,2-16,5-15,4) (uzunluk-Genişlik-Kalınlık)
çotanakta (Meyve Salkımı)
- Meyve Sayısı: 3,45
- Kabuk Rengi : Kahverengi
- Kabuk Özelliği: Parlak renkli, loblu, ucu hafif tüylü
- Zuruf Özelliği: Uzun, uca doğru geniş ve açık yırtmaçlı (Meyve Boyunun 2-2,5 katı)
Meyve Şekli İç:
-
Aroma : kendine özgü tat ve lezzette, çok lezzetli, natural iç veya
kavrulup yendiğinde damakta bıraktığı kendine özgü aroması, tadı diğer
çeşitlerde olmayan farklı bir özelliktir.
- Şekil değeri ve biçimi: 1,07 yuvarlak
- İriliği (gr): 0,96
- İç meyve iriliği(mm): 13,1(13,8-13,1-12,6)(uzunluk-genişlik-kalınlık)
- Boyutları: 6 mm ve üzeri
- İç meyve zarının(Testa) Sakallılığı : Sakalsız
- Tohum Zarı (Testa) Rengi : Açık, parlak
-Yağ oranı: % 63,82
-Protein oranı: % 16,92
- Tohum zarının Soyulabilirliği (Beyazlatma) Oranı: % 96,6
07 Haziran 2008 08:50 · Tr28
· Etiketler
fındık
,
fındık ambalaj
,
fındık açıklama
,
fındık faydaları
,
fındık fiyatları
,
fındık hasat
,
fındık kullanım alanları
,
fındık sanayi ve ticaret
,
fındık özellikleri
,
fındık üretim alanları
,
giresun
,
giresun fındık
,
giresun ve fındık
,
kabuklu fı
,
türk fındık çeşitleri
Tarihi
belgelerde günümüzden 2300 yıl önce Türkiye'nin kuzeyinde Karadeniz
kıyılarında fındık üretildiği belirtilmekte ve fındığın son 6 yüzyıldan
beri Türkiye'den diğer ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir. Dünya'nın
fındık üretimi için gerekli uygun hava koşullarına sahip bir kaç
ülkesinden biri olan Türkiye, toplam Dünya üretiminin % 75'ini,
ihracatının ise % 70-75'ini gerçekleştirmektedir.
Türkiye'nin
Karadeniz sahillerinde yoğun bir şekilde yeralan fındık bahçeleri,
sahilden içeriye doğru en fazla 30 km'yi geçmeyen alanda bulunmaktadır.
Batı Karadeniz'de Zonguldak'tan (istanbul'un doğusu) başlayarak doğuya
doğru tüm Karadeniz boyunca deniz ve dağlar arasında yeşil bir kuşak
gibi hemen hemen Gürcistan sınırına kadar uzanır.
Türkiye'de 550-600
bin hektar alan üzerinde üretimi yapılan fındık ile dolaylı ve dolaysız
olarak 4.000.000 insan ilgilenmekte olup, bu durum fındığın
sosyo-ekonomik önemini artırmaktadır. Türkiye'nin Dünya'daki diğer
fındık üreten ülkeler arasında, üstün kalitesi nedeniyle seçkin bir
yeri olup, üretim ve ihracatta liderliğini sürdürmeye devam etmektedir.
ÜRETİM ALANLARI
Yeryüzünde, 36-41 kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında
yetişen fındık ağacı, kıyılardan en çok 30km içerde ve yüksekliği
750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir.
Türkiye'de fındık yetiştiren bölgeler iki alt bölgeye ayrılabilir:
a) 1. Standart Bölge (Karadeniz Bölgesi'nin doğu bölümü): Ordu, Giresun, Rize, Trabzon ve Artvin illeri.
b)
2. Standart Bölge ( Karadeniz Bölgesi'nin orta ve batı bölümü) :
Samsun, Sinop, Kastamonu, Bolu, Düzce, Sakarya, Zonguldak ve Kocaeli
illeri.
HASAT
Türk fındıkları genellikle Ağustos başı
ile Ağustos sonu arasında, bahçenin bulunduğu yerin yüksekliğine göre
olgunlaşır. Zamanında hasat fındık dallarının silkelenmesiyle yere
düşen zuruflu fındıkların yerden toplanmasıyla yapılmaktadır.Diğer bir
hasat şekli ise dallardan tek tek toplanarak yapılandır.
Bahçelerden
toplanan fındıklar arazinin durumuna göre aynı gün veya birkaç gün
sonra harmana getirilir ve harmanda 10-15 cm kalınlığında serilerek
zurufları kahverengi oluncaya kadar güneşte soldurularak ön kurutma
yapılır. Soldurma işleminden sonra fındıklar patozla zuruflardan
ayrılarak tenteler üzerinde ince tabakalar halinde güneşte kurumaya
bırakılır.
Ön kurutma dahil havanın durumuna göre toplam kurutma
süresi 15-20 günü bulur. Tabii şekilde ve güneş altında kurutma Türk
fındığının lezzetli olmasında önemli bir etkendir.
KULLANIM ALANLARI
Türkiye ve Dünyada çerez olarak da tüketilen fındığın % 90'a yakın
kısmı kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş,un ve püre halinde
çikolata, bisküvi, şekerleme sanayiinde, tatlı, pasta ve dondurma
yapımı ile yemek ve salatalarda yardımcı madde olarak kullanılmaktadır.
Yaklaşık beşbin yıldır bilinen fındık, meyvesinden odununa kadar birçok
yerde insanlığa büyük yararlar sağlamaktadır. Fındık kabuğu ülkemizde
özellikle fındık üretilen bölgelerde çok değerli ve yüksek kalorili bir
yakacak olarak kullanılmaktadır.
Ayrıca fındık odunundan sepet
, baston, sandalye, çit ve el aletleri yapımında faydalanılır. Bazı
türleri park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fındık
yaprağı ile meyve zurufleri de, gübre olarak kullanılmaktadır. Üretim
fazlası fındıklar yağlık olarak değerlendirilmektedir. Fındık ham yağı
rafine edilerek yemeklik yağ olarak, fındık küspesi ise yem sanayiinde
katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.
SANAYİ VE TİCARET
Halen ülkemizde yıllık 1.800.000 ton iç kapasiteli 180 kırma fabrikası
ile yıllık 350.000 ton iç kapasiteli 40 işleme tesisi bulunmaktadır.
1970'li yıllarda fındık ihracatımızın % 90'ı kabuklu ve natürel iç
olarak gerçekleşirken, fındık işleme sanayisindeki olumlu ve hızlı
gelişmeler sonucunda işlenmiş fındık ihracatının toplam ihracatımızdaki
payı 2000 yılında %30'un üzerine çıkmıştır.
Üretimin her
aşamasındaki etkili ve özenli kalite kontrol sistemleri sayesinde alıcı
firma isteklerinin tam anlamıyla yerine getirilmesine paralel olarak
özellikle işlenmiş iç fındık ihracatı her yıl artış göstermektedir.
Ülkemizde hazırlanan işlenmiş fındıklar, natürel fındık almak suretiyle
birçok ithalatçı-sanayicinin kendi tesislerinde hazırladıkları işlenmiş
fındıklardan çok daha kalitelidir. Günümüzde gerek resmi,gerekse özel
sektöre ait işlenmiş iç fındık üretiminde kalite güvence
departmanlarınca HACCP kapsamında en asgari düzeyde yapılan analizler
ilişikte bulunmaktadır.
AMBALAJ
Ülkemiz fındık ihracatı alıcı isteğine bağlı olarak aşağıda belirtilen ambalajlarda gerçekleştirilmektedir.
Natürel İç :
- Genel olarak 25, 50 veya 80 kg’lık jüt çuvallarda,
- 500, 800 veya 1000 kg'lık lamineli bigbag'lerde
- 10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda, doğrudan karton kutularda)
- 25 veya 40 kg’lık kağıt torbalarda
-Doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda
Beyazlatılmış, Kavrulmuş, Kıyılmış, Un :
- 25 veya 50 kg’lık polietilen torbalı jüt çuvallarda
- 10, 12.5, 20, 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda)
- 500, 800 veya 1000 kg’lık lamineli bigbag'lerde
- Alüminyum vakum torbalarda
- Doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda
Dilinmiş:
- 10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık polietilen torbalı vakumsuz karton kutularda
Füre:
- Gıdada kullanılan 30, 60, 120, 200 veya 220 kg’lık plastik varillerde
- 30, 60, 200 kg’lık laklı metal varillerde
- Doğrudan 20 veya 22 tonluk tankere dolum yapılmak suretiyle.
TÜRK FINDIK ÇEŞİTLERİ
Türk fındığı kalite açısından Giresun ve Levant olmak üzere ikiye ayrılır.
Giresun
Kalite: Giresun ilinin tamamında yetiştirilen tombul fındıklar ile az
çok Giresun kalitesi özelliği taşıyan Trabzon ilinin Beşikdüzü,
Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Akçaabat ilçelerinde yetiştirilen tombul
fındıklardır. Dünyanın en üstün özellikli fındıklarıdır. Dünyadaki
fındık çeşitleri içinde en yüksek oranda zar atan fındıktır.
Levant
Kalite: Giresun kalite fındığın üretim bölgesi dışında kalan bölgelerde
üretilen tüm fındıklara verilen ortak isimdir. Yetiştirildiği yere göre
Levant Akçakoca, Levant Ordu, Levant Trabzon ve Levant Samsun olarak
isimlendirilen bu fındıklar Giresun kalite fındıklardan daha az yağ
oranı içermesine rağmen diğer ülkelerde yetiştirilen fındıklardan
genellikle daha yüksek yağ oranına sahip olup, tat bakımından da üstün
niteliktedirler.
- Kabuklu Fındık
- İç Fındıklar
- İşlenmiş Fındıklar
KABUKLU FINDIKLAR
Yuvarlak
Fındıklar ( Tombul Fındıklar ) : Uzunluk,genişlik ve kalınlıkları hemen
hemen aynı olan küresel biçimli fındıklardır. Genellikle orta irilikte
yüksek kaliteli çeşitlerdir.
İç verimleri (randıman), yağ ve protein
oranları yüksektir. Kolay zar atan ve beyazlatılabilen çeşitlerin tümü
bu gruptandır. Yuvarlak şekilleri nedeniyle kırmaya elverişlidirler.
Bu
gruba giren Giresun Tombul Fındığı, dünyanın en üstün nitelikli
çeşididir. Ayrıca Palaz, Mincane, Foşa, Kan, Çakıldak, Kara bu gruba
girmektedir.
Sivri Fındıklar : Uzunlukları genişlik ve
kalınlıklarından biraz daha fazla olan çeşitlerdir. Bu cins fındıklar
kırılma esnasında daha fazla zayiat verir. Bu nedenle daha çok kabuklu
olarak pazarlanırlar. Sivri ve İncekara gibi çeşitleri vardır.
Badem
Fındıklar: Uzunlukları kalınlık ve genişliklerinden oldukça fazla olan
çeşitlerdir. Genellikle iri ve gösterişlidirler, fakat düşük kaliteli
çeşitlerdir. Kırmaya ve işlemeye elverişli değillerdir. Kabuklu olarak,
daha çok kurutulmadan, çerez olarak tüketilirler. Yuvarlak Badem ve
Yassı Badem olarak iki çeşidi vardır.
İÇ FINDIKLAR
İÇ FINDIK (STANDART - 1)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 13-15 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.
İÇ FINDIK (STANDART - 2)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 11-13 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.
İÇ FINDIK (STANDART - 3)
Tanımı : Kabuklu fındıkların sert meyve kabuğundan çıkarılmış 9-11 mm çapındaki fındıklardır.
Kullanıldığı yerler : İşlenmiş ve ileri derecede işlenmiş fındıkların hammaddesini teşkil eder.
İŞLENMİŞ FINDIKLAR
BEYAZLATILMIŞ İÇ FINDIK
Tanımı:İç fındığın zarının attırılarak beyazlatılması ve kısmen beyazlatılmış tanelerinden ayrılmasıyla hazırlanmış mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Çikolata sanayii ve tuzlu fındık imalatında kullanılmaktadır.
KAVRULMUŞ İÇ FINDIK
Tanımı: İç fındığın kavrulmasıyla hazırlanmış mamuldür. Arzu edilen
kavurma dereceleri ile isteğe bağlı olarak hafif, orta veya çok
kavrulmuş şekilde, yine isteğe bağlı olarak tamamen zarsız veya kısmen
zarlı hazırlanabilir.
Kullanıldığı Yerler: Çikolata sanayiinde ve kuruyemiş olarak tüketilir.
KIYILMIŞ İÇ FINDIK
Tanımı : Naturel veya kavrulmuş iç fındığın tekniğine uygun olarak
milimetrik boylarda (2-4 mm, 3-5 mm vs) parçalar halinde kesilmesi
suretiyle hazırlanmış mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Dondurma, bisküvi, çikolata, pastacılıkta kullanılır.
DİLİNMİŞ İÇ FINDIK
Tanımı: İç fındığın tekniğine uygun olarak kesilerek yaprak haline getirilmesi suretiyle hazırlanmış mamuldür.
Kullanıldığı Yerler: Pastacılıkta kullanılır.
ÖĞÜTÜLMÜŞ / TOZ FINDIK (FINDIK UNU)
Tanımı : Naturel veya kavrulmuş iç fındığın tekniğine uygun olarak öğütülmesi suretiyle elde edilen mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Pastacılık, bisküvi, dondurmacılıkta kullanılır.
FINDIK EZMESİ
Tanımı : İç fındığın kavrulup zarlarından kısmen veya tamamen
ayrıldıktan sonra ve kavrulmuş veya kısmen kavrulmuş iç fındığın
tiplerine göre gereken teknoloji uygulanılarak içine muhtelif lezzet ve
çeşni verici maddelerle gerektiğinde katkı maddelerinden bir veya bir
kaçının katılarak küçük parçacıklar halinde ezilmiş veya tamamen
ezilmiş ve homojen hale getirilmiş olarak üretilen mamüldür.
Kullanıldığı yerler : Doğrudan tüketildiği gibi çikolata sanayiinde ve pastacılıkta kullanılır.
FINDIK FÜRESİ
Tanımı: Kavrulmuş iç fındığın (hafif, orta veya çok kavrulmuş)
tekniğine uygun olarak ezilmesi ile elde edilen fındık ezmesi vb.
mamullerin yapımında kullanılan kıvamlı bir yarı mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Dondurma ve çikolatacılıkta kullanılır.
YAĞDA KAVRULMUŞ / TUZLANMIŞ BÜTÜN FINDIKLAR
Tanımı : İç fındığın tuza bulanarak kavrulması veya yemeklik yağlarda
kızartılması suretiyle hazırlanması ile elde edilen bir mamuldür.
Kullanıldığı yerler : Doğrudan tüketiciye sunulan bir mamuldür.
KAVRULMUŞ KABUKLU FINDIK
Tanımı : Kabuklu fındıkların çıtlatılarak kavrulması ile elde edilen bir mamuldür. Tuza bulanarak da kavrulabilir.
Kullanıldığı Yerler: Doğrudan tüketiciye sunulan bir mamuldür.
FINDIK VE SAĞLIK
Yağ (oleik asit çoğunlukta olmak üzere), protein, karbonhidrat,
vitaminler (vitamin E), mineraller, diyabetik lifler, fitosterol
(beta-sitosterol) ve anitoksidant fenoliklerin özel bileşimleri
nedeniyle insan beslenmesi ve sağlığı açısından fındık, kuruyemiş
çeşitleri arasında önemli bir rol oynamaktadır.
Fındığın
besleyici ve duyumsal özellikleri, onu gıda ürünleri için benzersiz ve
ideal bir malzeme haline getirmektedir. 60,5 % oranında yağ içerdikleri
için fındıklar iyi birer enerji kaynaklarıdır.
Birçok
araştırmacı,fındık tüketiminin insan beslenmesi üzerine olumlu etkileri
olduğunu söylemiştir. Bu etkiler, tekli ve çoklu doymamış yağ asidi
(82,8 % oleik ve 8,9 % linoleik) bakımından zengin olan fındık
lipitlerinin yağlı asit profiliyle ilgili olabilir.
Araştırmalar göstermiştir ki doymuş yağ oranının düşük ve tekli
doymamış yağ oranının (MUFA) yüksek olduğu beslenme çeşitleri kan
lipiti düzeyinin kontrolünde etkili olmaktadır; benzer bir sonuç,
koroner kalp rahatsızlığı (CHD) riskinde de olumlu bir etken olabilir.
Ayrıca (fındık yağında yüksek oranda bulunan) tekli doymamış yağ
oranıyla zenginleştirilmiş beslenme çeşitleri CHD vakalarının azlığı,
tansiyon düşüklüğü,toplam kolesterol dengesinde düşüklük, lipoprotein
yoğunluğunun (LDL) azaltımı veya tersinin çoğaltımı ve kan trigliserin
değerinin düşmesi gibi insanlarda benzer, olumlu etkiler oluşturur.
E vitamini açısından bitkisel yağlardan sonra fındık en iyi ikinci
kaynaktır. E vitamini çözülebilir bir lipit fenolik antioksidandır.
Fenoliklerin antioksidan aktiviteleri, hidrojen atomlarını bağımsız
köklere dönüştürme özelliğinden kaynaklanır. Bu bileşimler bağımsız
kökler oluşturabileceği için, diyabetik hastalarda, kanser ve
atherosclerosis önlemede potansiyelleri olduğuna inanılmaktadır. E
vitamininin antioksidan görevi ve koroner kalp rahatsızlığı ve kanserle
olan ilişkisinden dolayı, fındık ve fındık ürünlerini de içeren doğal
gıda maddelerine tüketici ve sanayi tarafından olan ilgi artmaktadır.
Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının
100%' ünü karşılamaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar
göstermiştir ki fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi
kolesterolü düşürmek ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok
hastalığı önlemekte önemli bir rol oynayabilmektedir. Bu husus tümör
büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerlidir. Ayrıca,
kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum başta olmak üzere fındıklar iyi
birer mineral kaynağıdır. Tansiyonun dengelenmesinin yanı sıra, sodyum
bakımından düşük fakat mineraller bakımından oldukça cömert olan
fındığın kemik gelişimi ve sağlığı açısından da önemi büyüktür. Bu
minerallerin sağlık açısından olumlu etkileri iyi bilinmektedir.
Fındık ayrıca tüm gerekli amino asitleri ve en gerekli mineralleri de
içermektedir. Fındık cystine ve methionine bakımından düşük olan
baklagil kökenli gıdalarla birlikte protein kaynağı olarak
kullanılabilmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, doğal
antioksidanlar bakımından fındık iyi bir kaynaktır. Bu, fındığın ve
fındık mamullerinin nutraceutical potansiyelini işaret etmektedir.
Sonuç olarak, fındık, günlük dengeli beslenmede hayati bir besin ve
katkı maddesidir ve kalp sağlığı açısından da en faydalı nutraceutical
maddedir. Günde bir avuç fındık yemek, sizi yukarıda bahsi geçen birçok
hastalıktan koruyabilir.
Fındık Tanıtım Grubu tarafından,
Lincoln Üniversitesi (İngiltere), Newfoundland Memorial üniversitesi
(Kanada), Alberta Üniversitesi (Kanada), Tokyo Fisheries Üniversitesi
(Japonya) ve Florida Üniversitesinde (ABD) yaptırılan araştırmalar
sonuçlanmış olup, sözkonusu araştırma sonuçları ilişikteki tabloda yer
almaktadır. Diğer taraftan fındığın önemli kalp-damar hastalıklarına
yol açan kolesterol ve serum lipitleri üzerine etkisine yönelik
çalışmalar Hacettepe Üniversitesi' nde (Türkiye) devam etmektedir.
07 Haziran 2008 08:43 · Tr28
· Etiketler
giresun
,
giresun adetleri
,
giresun aksu kültür ve sanat festivali
,
giresun halk oyunları
,
giresun örf ve adetleri
,
giresun örf ve adetleri nedir
,
giresun örf ve adetleri nelerdir
Çeşitli medeniyetlere ait tarihi zenginlik ve kültür unsurları ile
dolu olan Giresun ili; tarihi açıdan olduğu kadar, kültür bakımından da
ilgi çekicidir. Amozonlardan Bizans'a; Kafkas'lardan Anadolu'ya ,
Selçuklulardan Osmanlıya kadar Dünya tarihine egemenliğini hissetirmiş
medeniyetlerin Seçuklulardan Osmanlıya, izlerini görmek her yerde
mümkün deyildir.
Selçuk ve Osmalı döneminde, ve de
Cumhuriyet döneminde Giresun, Türk Kültür hayatına önemli katkılarda
bulunmuştur. Ancak coğrafyanın dağlık ve oldukça dik meyilli olması
ulaşımı güçleştirmiştir.Bu ulaşım yetersizliği kültürel değerlerin
ülkenin diğer bölgelerinde yeterince duyulmasını engellemiştir.
Yine
aynı coğrafi sebepler, bölgede yerleşimi dağınık ev sistemine
zorlamıştır. Tarımla uğraşan toplum, elverişli bulduğu araziyi tarlaya
çevirmiş, evini komşusuna göre deyıl, tarlasına göre yerleştirmiştir.
Bütün
bu sebeplerden dolayı, ilçeler hatta birbirine yakın köylerde yaşayan
insanların şiveleri oldukça büyük farklılıklar göstermiştir. Şehirde
yaşayan insanlar, köyleri ile devamlı ilişki içinde bulunduğundan,
köylerde yaşatılan geleneklerin çoğu şehirlere de taşınmıştır.
Yöra halkı tarafından yaşatılan örf ve adetlerden bağzıları aşağıda
anlatılmaktadır. Bunların çoğu oldukça eski tarihlere dayanır.
Yılbaşı: Her
yıl Miladi takvime göre Mart ayının 14'ünde yılbaşı tutulur. O sabah
erken kalkılır, denizden veya nehirden su alarak eve gelinir. Bu su
evin her tarafına serpilir. O gün uğursuzluk sayılır diye eve misafir
kabul edilmez, Ancak denenmiş birisi var ise o eve çağrılır. Gelen kişi
sağ ayağı ile içeri girerek martınızı bozdum der ve yeni yıllarını
kutlar. O akşam sısrgan pişirili ve içine mavi boncuk atılır. Ayriyeten
Kemer ocaklığı olan evlerde ısıtılmış taş üzerinde Taflan yaprağına
sarılı ve içinde mavi boncuk sarılı bir ekmek pişirilir. Bu mavi
boncuklar kimin ağzına gelirse o sene ekine o kişi başlar. Osene ürün
bol olur ise Martı bozan kişi uğurlu gelmiş sayılır.
Bu
takvime göre Mart ayının birinden ihtibaren 12'sine kadar hava durumuna
bakılarak, gelecek mart ayına kadar havanın nasıl gideceği hakkında
fikir yürütülür.
Hidrellez: Mayıs
ayının 6'sına gelindiğinde, o gün Hızır ve İlyas Aleyhisselamların
biraraya geldiğine ve kış aylarının bitip, özel günlerin geleceğine
inanılır. Akşamdan üç-beş genç kız niyet tutarak, bir gül ağacının
dibine yüzüklerini gömerler.S Sabahleyin mani okuyarak onları
çıkarırlar.
Mayıs Yedisi (Aksu Şenlikleri): Her
yıl Mayıs ayının 7'si (miladi 20 Mayıs) kutlanır. sabahleyin erken
saatlerde kalkıp, yanlarına yıyecek ve içeceklrini alan halk,
Giresun'un doğsunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birleştiği yerde
toplanırlar. burası bir panayır yerine dönüşür. İnsanlar, özellikle
hastalar, dertliler, çocuğu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu
deresinin kıyısına vararak bir dilek dileyip, yedi çift bir tek taşı
suya atarlar.
4000 yıllık geçmişin kültür mirası olarak günümüze ulaşan törenler 1997 yılına kadar Mayıs Yedisi adıyla sürdürülürken, bu tarihden ihtibaren Giresun Aksu Kültür ve Sanat Festivali adıyla kutlanmasına karar verilerek, şenliklere anlam kazandırıldı.
Burada yapılan törenler üç anabölümden oluşur. 1. Çocuğu olmayanlar,
dilekte bulunarak, üç kez sayacaktan geçerler. 2. Baharın gelmesiyle
birlikte kötülüklerden arınmak isteyenler, Aksu Deresinin denize
döküldüğü yerde Derdim Belam Denize diyerek, yedi
çift, bir tek taş atarlar. 3. Adanın etrafını dolaşma geleneği.işlem
sayacaktan geçtikden sora devam edilerek tamamlanır. Ada turu, Hamza
Taşının önünden başlar, yine burda biter.
Düğün Törenlari: Düğün
törenleri geleneği günümüzde çoğunlukla köylerde sürdürülmektedir. Bu
törenler genelde iki gün iki gece devem etmektedir. Düğün törenleri kız
evi ve oğlan evi olmak üzere iki yerde kutlanır. Oğlan evinde
çoğunlukla erkekler, kız evinde ise kadınlar eylenirler.
Çarşamba
günü gecesi gelinin eline, maniler okunarak kına yakılır bu geceye kına
gecesi denir. kına gecesinde geline hediye takılır, bu hediye töreninde
hediye takılanların adları, verdikleri hediyeler abartılarak söylenir.
Kına gecesi kız evi oğlan evine konak giderler. Gelen konuklar davul
zurna ve Kemençe eşliğinde oğlan evinin yakın bir yerinde karşılanır. O
gece yenilip içilip sabaha kadar eğlenilir.
Perşembe
günü gelin alma günüdür. Oğlan evi, gelin evinin uzaklığına bağlı
olarak öğleden sonra gelin almak için kalabalık bir şekilde kız evine
gelinçi giderler. Gelinçi gitmeden önce dağmat ortaya çıkartılarak takı
takılır. Gelin kız evinden alınıp gelinir. Gelin eve girerken dağmat
gelinin başına para ve fındık atar. Kaynana, gelin eşikten girerken
eşiğe bir su testisi koyar, gelin su testisini devirerek içeri girer.
Düğün
töreninden sonraki ilk beşinci günü gelinin akrabaları gelerek ceyiz
toplarlar, Yedinci gün ise Gelin ve dağmat ile arkadaşları Kızın anne
ve babası ile akrabalarını ziyaret ederler ve bu ziyaretde dağmat
yumurta yer.
Doğumla İlgili Gelenekler: Kısırlığı
gidermek için buğuya, kızgın kiremite, ya da taşa oturtulduğu, koca
karı ilaçlarından medet umulduğu görülmaktedir. Gabenin sağ yanı, sol
yana göre daha ağırsa erkek, solyan ağır, karın yayvan, yüz lekelenmiş
ise kız çocuğu inancı kimi çevrelerde yaygındır. Doğumdan sonra göbek
bağı toprağa gömülür.
Giyim Gelenekleri: Geleneksel
giysiler daha çok iç kesimlerde ve şehirlere uzak köylerde
giyilmektedir. Erkekler aba-zıpka giyerler.Günlük kadın giyimini ise;
oyalı yaşmak ya da çember, peştamal, entari-hırka, yün-şal, Keşan ve
kara lastikdir. Takı olarak beşibirlik, hasır bilezik takılır.
Beslenme Gelenekleri:
Bölgede bakıl, mısır ve karalahana beslenmede çok önemli bir yer
tutmaktadır. Fasulye ve bağzı sebzeler kurutularak veye tuzlanarak kışa
saklanmaktadır. Yörenin fasülye turçusu meşurdur.
Kiraz, Taflan(Kara yemiş), yağsız peynir tuzlanarak kışa saklanmaktadır. Hamsi salamura yapılarak yaza saklanmaktadır.
Pancar
çorbası, mısır dolması, karalahana dolması, pancar diblesi, pancar
döşemesi, kiraz tuzlusu, fasülye turçusu, kabak kabuğu kavurması,
ısırgan yağlaşı, Diken ucu kavyrması, mısır ekmeği yöreye özgün
yemeklerin başında gelmektedir.
Halk Oyunları: Giresun
ilinde iklim şartlarına ve coğrafik yapıya bağlı olarak yöreye has halk
oyunları ve buna bağlı figürler gelişmiştir. Oyunlar genellikle hareket
ve çeviklik içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları
bölümde, erkeğin kadına saygısından dolayıdır ki, erkek figürleri kadın
figürleri ile aynı esnaklik ve yumşaklığa düşmektedir. Fakat oyunlar
kazaların bulunduğu yörenin karakteristik özelliğini de içine alarak
farklı şekillerde icra edilmektedir. kostümlerini bile etkilemektedir.
Oyunlar
kendi içersinde oyun oyun ayrılmakta ve oyun kendine özgü bir isimle
anılmaktadır. Horon, dik horon, sallama, karşılama, çandır, metelik,
biçak oyunu, tamzara, çiftetelli gibi isimler almişlardır
Adak Yerleri: Giresun
adak, inanç ve pratikleri halk arasında yoğun olarak yaşatılmaktadır.
Yapılan incelemeler her kesimden insanın bu mevzuda duyarlı olduğunu
ortaya koymuştur. Bu adak yerlerinden bağzıları:
İkiz Taşlar:
Tirebolu ilçesinde sahile çok yakın bir mesafede denizin ortasında
bulunan iki büyük kaya parçasıdır. 20 Mayıs Bahar Şenlikleri esnasında
çevresi kayıklarla dönülerek dilekler dilenmektedir.
Karagöl:
Giresun-Ordu-Sivas illerinin birlrşme noktasında bulunan 3107 m.
zirveli Karagöl dağında bulunan kreter gölüdür. Gölde yüzünü aksini
görenler cennetlik kabul edilir.
Kulakkaya yaylası düzlüğü:
Buyaylada bulunan bir düzlükte yetişen yosun, kum ve ağaç köklerinin
çeşitli hastalıklara şifa olduklarına inanılır.
Sevda Yolu: Giresun kalesinde bulunmaktadır.
Yokuşbaşı: Tirebolu ilçesinde, İstiklal Mahallesinde bulunmaktadır.
Şeyh Yakup Hanife Türbesi: Giresun-Dereli yolu 10. kilomertesinde bulunmaktadır.
Seyit Şeyh İdris ve Şeyh Pir Aziz Türbeleri: Piraziz ilçesine bağlı Gökçeali ve Nefsi Piraziz köylerinde bulunmaktadır.
Tepeköy: Görele ilçesine bağlı Tepeköy'de bulunmaktadır.
Pamuk Dede: Çavuşlu beldesi, Beyli Mahallesinde bulunmaktadır.
Seyyid Vakkas Türbesi: Şehir merkezinde Cumhuriyet ilköğretim Okulunun karşısındadır.
Şeyh Aziz Hüseyin Baba Türbesi: Keşap ilçesi, Yolağzı Köyü Cingiren Mahallesindedir.
Gülbahar Hatun Tekkesi: Yağlıdere ilçesi, Tekke Köyde bulunmaktadır.
Hacı Mustafa Hz. Türbesi: Dereli ilçesi, Kızıltaş Köyünde bulunmaktadır.
Akkaya Köyü Camii: Dereli ilçasi, Akkaya Köyünde bulunmaktadır.
Hasan Şeyh Türbesi: Şebinkarahisar ilçesi, Hasan Şeyh Köyünde bulunmaktadır.
Seyyid Mahmud Çağırgan Veli Türbesi: Alucra ilçesi, Boyluca Köyünde bulunmaktadır.
Şeyh Keramettin Türbesi: Merkez Boztekke Köyünde bulunmaktadır.
07 Haziran 2008 08:39 · Tr28
· Etiketler
anastos yaylası
,
bektaş yaylası
,
giresun
,
giresun yayla
,
giresun yaylaları
,
giresun yaylası
,
karagöl yaylası
,
kazıkbeli yaylası
,
kulakkaya yaylası
,
kümbet yaylası
,
sis dağı yaylası
,
tamdere yaylası
Giresun ilinin güneyinde yer alan dağlar kıyıya doğru alçalarak
belirli kesimlerde düzlükler oluştururlar. 1750-2200 m yükseklikteki bu
düzlüklerde pek çok yayla vardır.
Bu yaylalara bölge
halkı eskiden hayvan otlatmak ve sahildeki yaz sıcaklarından kaçıp
serin ve temiz dağ havası almak için çıkmakta iken, günümüzde daha çok
temiz dağ havası almak ve dinlenmek için çıkmaktadırlar. Yaylaya
çıkışlar çoğu zaman günübirlik olmaktadır.
Önceden
yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın saglanması ile otobobiller ile
gidilmekte. Bu yaylaların bir çoğunda yılın belirli haftalarında
şenlikler düzenlenmektedir. Yaylaların çoğunda Haziran Temmuz aylarında
kar görmak ve bir ağaını kara diyer ağaını ise çiçekler ile süslenmiş
yeşil çimlere basmak ve uçsuz buçaksız güzel bir manzara seyretmek
mümkündür.
Bu yaylaların çoğunda düzenlenen şenlikler, eskiden bu yaylalara yapılan OTÇU
göçlerinden doğmuştur. Otçu göçü, Yaylalara Mayıs ayı içersinde normal
göç yapılır. Mısırların bir -iki karış byüdüğü zaman aralarında biten
yabani otlar çapalanır. Bu çapalama işine ot kazımı denir, bu işlemden
bir hafta sonra ikinci ot kazımı yapılır. Ot kazma işleminden sonra
cenikliler dinlenmek için topluluklar halinde yaylaya giderler.
Buzamanda yaylaya giden topluluklara OTÇU GÖÇÜ denir. Bu göç esnasında
insanlar yol boyunca yiyip içip eylenirler, çeşitli konaklama
bölgelerinde konaklayarak bir iki gün içinde yaylalara çıkmakta ve
Yaylada kaldıkları 10-15 günlük zaman içinde çeşitli kır pazarlarında
piknik yapıp eylenmekte idiler.
Zamanla yaylalara araba
yolu yapılması ile bu pazar yerlerinde şenlikler ve festivaller
düzenlenmeye başlandı. Bu yaylayardan bağzıları:
Kümbet Yaylası: Giresun
il merkezine 60 km. mesafene bulunmakta olup, turizm merkezi
durumundadır. Bu yayla Giresun ilinin en gözde yaylası olup, Giresun -
Dereli ve Şebinkarahisar yolu üzerinden iki şekilde ulaşmak mümkündür.
Birinci yoldan gidilince 41 km. asfalt 19 km ise stabilize yol ile
ulaşılır. Şebinkarahisar yolundan devam edilerek İkisu, Uzundere
üzerinden gidilir ise 80 km asfalt, 12 km stabilize yol ile ulaşılır.
Bu
yaylanın 2 km. kuzey batısındaki Aymaç Mevkinde, Her sene Temmuz ayının
2. pazar günü Kümbet şenlikleri kutlanmakta dır.Aymaç Mevki doğal
güzellikler yönünden zengin, çevre manzarasına hakim bir tepedir.
Bektaş Yaylası:
Giresun Merkezden Evrenköy, Erimez, Yavuzkemal üzerinden gidildiğinde
yaklaşık 56 km. uzaklıkta bulunan Bektaş Turizm merkezi çevresindeki
Kulakkaya Yaylası, Melikli Obası Yaylası, Kurttepe mevkii ve Alçakbel
Orman İçi Piknik Alanı ile birlikte bir bütün teşkil eder.
Bektaş
Yaylasında elektrik, su, telefon gibi altyapı mevcuttur. Yaz aylarında
oldukça kalabalıklaşan yaylada 80 yatak kapasiteli ve 2 yıldızlı bir
otel bulunmaktadır. Ayrıca Kurtepe mevkiinde günübirlik kullanım
tesisleri, manzara seyir terasları bulunmaktadır.
Kulakkaya
Akçabel mevkinde bulunan Orman İçi Eğitim Tesisleri ve bitişiğindeki
Orman içi Piknik Alanı günübirlik kullanışlara hizmet verirler. Burada
organize bir piknik sahası, çocuk parkı, restoran ve 3 adet dağ evi
bulunmaktadır.
Kulakkaya Yaylası: Giresun'a
yaklaşık 45 km. mesafede bulunan yayla, 1500 rakımında ve ilginç doğa
güzelliklerine sahiptir. Giresun şehir merkezinden itibaren Kayadibi'ne
kadar 7 km. asfalt olup, devamı 36 km stabilizedir. Yol üzerinde
bulunan Destup Kayası ve suyu; doğal güzelliklere sahip Erimez Mevkii,
Gelin Kayası ayrı birer ilgi odağıdır.
Giresun'un
eskiden beri çok bilinen ve gidilen bir yaylası olup, Çevre yaylalara
nispeten düşük rakımlı oluşu, daha uzun mevsimli ve ulaşımının kolay
olması nedenleri günübirlik yaylaya çıkanların daha çok tercih
etdikleri bir yayla olmuştur.
Sis Dağı Yaylası:
Trabzon ile Giresun il sınırında bulunan Aladağ'ın en yüksek tepesi
Alimeydan (sis) dağı (2182 m.) üzerinde geniş bir alana yayılmış kücük
yaylalar topluluğundan oluşmaktadır. Görele ilçesinden 40 km. mesafede
bulunmaktadır. bu dağ Ordu ilmerkezinden de görülmektedir. Sahile kuş
bakışı en yakın yayla konumundadır.
Su ve elektriğin mevcut olduğu yaylada, Her yıl Temmuz ayının üçüncü Cumartesi günü Sis Dağı Şenlikleri kutlanmaktadır. Bu dağ C statüsünde Milli Park olarak korunmaya alınmıştır.
Anastos Yaylası:Alucra
ilçesinin güneydoğusunda yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan yaylaya
Kamışlı Köyü üzerinden ulaşılmaktadır. Elektrik ve suyu bulunan
yaylada, yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan karma bitki örtüsü güzel
bir manzaraya sahiptir.
Tamdere Yaylası: Dereli
sınırları içersinde bulunan yaylaya Giresundan 70 km.'lik asfalt yol
ile ulaşılmaktadır. Şebinkarahisardan ise 27 km.'lik bir yol ile
ulaşılmaktadır. Suyu ve elektriği olan yayla Giresun-Şebinkarahisar
yolu üzerinde kurulmuştur.
Karagöl Yaylası: Dereli
ilçesinin güneybatısında;Giresun-Ordu-Sivas illerinin birleşme
noktasına yakın bir konumdaki 3107 m. zirveli Karagöl Dağında bulunan ;
Karagöl krater gölü çeresinde kurulmuştur.
Kazıkbali Yaylası: Daha
çok bir kır pazarı olup, Her çarşamba pazarı kurulmaktadır. Yayla
Gümüşhana'nin Kürtün ilçesi sınırları içinde olmasına rağmen, Genelde
Giresun'un Titebolu, Espiye , Görele, Eynesil, Güce, Doğankent
ilçelerinden insanlar, Kazıkbeli çevresindeki yaylalara çıkmaktadır.
Pazar
yeri tam dağın zirvesinde olup, Temmuz ayında kar görmek mümkündür.
Kazıkbeli pazarına daha çok günü bilik eylenmeye gelenler katılmaktadır.
Kazikbeli
Yaylasına birkaç türlü ulaşım mümkündür. Birinçi ulaşım
Tirebolu-Doğankent-Kürtün Üzerinden, İkinci ulaşım Sahilden Güce
üzerinden, Üçüncü ulaşın ise Alucra ilçesinden.
Diğer Yaylalar: Giresun
ili ve ilçelerinde yaylacılık çok gelişmiş olduğundan, Yukarda
belirtilen yaylalardışında çok sayıda yayla bulunmaktadır. Bu
yaylalarda genellikle hayvancılık yapılmakta olup Haziran-Temmuz
aylarında dinlenmek amacıyla da kullanılmaktadır.
Bu
yaylalardan en çok bilinenleri; Bulancak ilçesinde Paşakonağı ve
Sanalan, Derli ilçesinde Çağman ve Isırganlı yaylaları, Alucra
ilçesinde Çakrak, Güllüce, Tohunluk, Seydişıh, Aydın, Çamlı, Akyatak,
Ağlıkkıran, Yaylaları, Tirebolu ilçesinde, Kavraz, Ağaçbaşı Yaylaları,
Espiye ilçesinde, Çalal, Günlük, Karadoğa, Karaovacık Yaylaları,
Eynesil ilçesinde, Panayır, Kanatdüzü yaylaları, Şebinkarahisar
ilçesinde Kınık, Eğribel, Başyayla ve Tutak Yaylalarıdır. 07 Haziran 2008 08:34 · Tr28
· Etiketler
giresun
,
giresun adası
,
giresun hacı hüseyin cami
,
giresun hacı miktad camisi
,
giresun kale camisi
,
giresun kalesi
,
giresun meryemana
,
giresun seyyid vakkas türbesi
,
giresun soğuksu
,
giresun tarihi eserleri
,
giresun turizm
,
giresun turizmi
,
giresun çekek camisi
Giresun ili, sahip olduğu doğal ve tarihi değerler açısından turizme
oldukça elverişlidir. Bölge de turizm sezonu, ülkenin diğer turizm
yörelerinde olduğu kadar uzun süreli deyildir. Buna rağmen son yıllarda
turizm hareketlerinde önemli bir gelişme kaydedilmiş, turizm sektörü
daha çok tarih ve doğa tuırizmine doğru kaydırılmıştır.
Doğa
turizmi açısından bölgede bulunan yaylalar önemli bir kaynaktır.
Buyaylalardan Dereli/kümbet yaylası 20 Mayıs 1991 tarih ve 20876
sayılı, Dereli/Yavuzkemal-Kulakkaya yaylası 20 Eylül 1991 tarih ve
20997 sayılı ve Bulancak/Bektaş yaylası 5 Mart 1990 tarih ve 20452
sayılı Resmi Gazetelerde Bakanlar Kurulu Kararları yayınlanarak Turizm Merkezi olarak ilan edilmişlerdir.
İl
merkezinde ve ilçelerde bulunan tarihi eserler yeterli zenginlikte
bulunmasına rağmen, gerekli tanıtım ile belirli bir ilgi oluşturma
şansına sahiptir.
Gezilip görülebilecek tarihi yer ve eserler:
Giresun Adası:
Kıyıdan bir mil açıkta bulunan ada, Karadeniz'in tek adasıdır. 40.000
metrekare olup, halen duvar kalıntıları bulunmaktadır. Halkın gezinti
yerlerinden olup, yaz aylarında mavi turlar düzenlenmektedir.
Giresun Kalesi:
Kenti ikiye bölen yarım adanın üstüne kurulmuş olup, 500 metrelik bir
yol ile ulaşılabilmaktedir. Kalenin M.Ö.2. yüzyılda Pontus Kralı
1.Farnakes tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Kalenin çeşitli
yerlerinde, oyulmuş taş mağralar ve tapınak örnekleri bulunmaktadır.
Gazi (Topal) Osman Ağanın mezarı da kalede bulunmaktadır.
Kiliseler: Kentte
iki kilise bulunmaktadır. Her ikisi de 18.yy'dan kalmadır. Sokakbaşı
Gogora Mevkiinde bulunan müze olarak kullanılmakta olup, Çınarlar
mahallesinde bulunan ise çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Seyyid Vakkas Türbesi:
Kapu Mahallesi'nde bulunan 19.yy'dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan
Mehmet zamanında ve Giresun'un alınması sırasında şehit düşen Uç Beyi
Seyyid Vakkas'a aittir.
Meryemana:
Askerlik Şubesi arkasında eski Lonca yolu üstünde bulunmaktadır.
Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma bir kaya tapınağıdır.
Panaia ve Surp Sarkis adlarıyla da bilinen ve üç katlı olduğu söylenen
tapınak, geçmişte şifahane olarak kullanılmıştır.
Hacı Hüseyin Cami:
1594 yılında Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yatırılmıştır. 1861'de
Dizdarzade Murat Bey kızı Ayşe Emetullah hayratı olarak yenilenmiştir.
Hacı Miktad Camisi:
1661 tarihli yazıtında yapının Hacı Miktad Ağa'nın vakfı; 1841 tarihli
yazıtında Hacı Çalık Kapudan'ın hayratı olduğu anlaşılmaktadır. 1889
tarihli yazıt ise yapıyı Hacı İsmail Efendi'nin yeniden inşa
ettirdiğini belirtmektedir.
Kale Camisi:Hükümet
Konağı yakınında bulunmakta olup, iki adet yazıtı vardır. 1830 tarihli
yazıtında Dizdarzade Emetullah Hanım'ın yaptırdığı yazılmaktadır.
1911-1912 tarihli yazıtında ise, Sarı Mahmutzade El-Hac Mustafa Efendi
tarafından yeniden inşa edildiği belirtilmektedir.
Çekek Camisi: Giriş kapısı üzerinde bulunan kitabeye göre, 1884 tarihinde Sarı Alemderzade yaptırmıştır.
Soğuksu Camisi: Giriş
kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre, Müslüm adında bir kişi
tarafından yaptırılmıştır. 1986 yılında ise; Giresun Kaymakamı Mahmut
Rüştü tarafından genişletilerek yenilenmiştir.
Şeyh Keramettin Camisi: Şeyh Karemettin adında bir kişi tarafından yaptırılmıştır.
Kufa Kuyusu:
Bizans döneminden kaldığı sanılmakta olup, kalenin eteğinde ve yeni
açılan yolun kenerındadır. Kuyu, 2 m uzunluğunda ve 80 cm genişliğinde
ağıza ve 7-8 metrede derinliğe sahiptir.
Ticaret Lisesi Binası Ve Kapısı: 1904-1906 yıllarında yapılmış, Dor-Korint-İyon tarzı bir yapıdır.
Millet Bahçesi Kapısı:Hükümet
Konağı önüne rastlayan ve Millet Bahçesi olarak anılan parkın kemer
kapısı olup, Kitabelerden anlaşıldığına göre, Kaymakam Ziya ve Belediye
Raisi Kaptan Yorgi Paşa tarafından yaptırılmıştır.
İlde faaliyette bulunan toplam 8 adet belgeli tesiste 410 yatak kapasitesi mevcuttur.
07 Haziran 2008 08:30 · Tr28
· Etiketler
giresun
,
giresun ekonomi
,
giresun ekonomi durumu
,
giresun ekonomik yapı
,
giresun ekonomisi
,
giresun haberleşme
,
giresun sanayi
,
giresun sosyal yapı
,
giresun tarım
,
giresun ticaret
,
giresun ulaşım
Ulaşım:
Karayolu ile il'in ulaşımı, sahil kesimden
geçen 010 nolu Devlat Karayolu ile sağlanmaktadır. Ancak bu yol
ihtiyaca cevap veremediğinden, bu yolda iyileştirme çalışmaları
yapılmaktyadır.>
İldeki karayolu ağı 368 km. olup,
bunun 252 km.si devlet yolu, 116 km.si il yoludur. devlet ve il yolları
toplamının %91'i asfalt, %9'u stabilize yoldur. Ayrıca 77 km.si asfalt
olan toplam 6853 km. köy yolu bulunmaktadır.
İç Anadolu
ile İrtibat Giresun-Şebinkarahisar yolu ile sağlanmaktadır. Öteyandan
İç Anadolu ile irtibatı kısa ve ekonomik olarak sağlayacak olan
Tirebolu- Torul yolunda yapım çalışmaları devam etmektedir.
İlde
hava ulaşımı mevcut deyildir. 1997 yılında kurulan ORGİ, Ordu ve
Giresun arasına, deniz dolgusu yapılarak kurulacak olan hava alanının,
mendirek inşaatına başlamıştır.
Deniz yolu ile ulaşım,
ilin yurt dışına açılan önemli bir kapısıdır. Giresun limanı 1959
yılında hizmete girmiştir. Doğuda Çamburnu, batıda Piraziz arasında ki
deniz alanını kapsar. Limanın şilep, yolcu, motor, balıkcı ve klavuzluk
olmak üzere 5 adet rıhtımı bulunmaktadır.
Liman, Türk ve
yabancı gemilere yükleme ve boşaltma yapabilecek her türlü kolaylığa ve
imkana sahiptir. Limanın yükleme ve boşaltma kapasitesi 1.797.000
yıl/ton'dur.
Liman'a ihraç maddeleri arsında fındık, un,
maden ve karışık yük gelmekte olup, ithal edilen maddeler ise tomruk,
budağ ve kömürü kapsamaktadır.
Haberleşme:
İl
genelinde haberleşme üniteleri Türk Telekom Baş Müdürlüğü tarafından
tanzim edilmaktadir.İl içersinde 116 adet haberleşme santrali
bulunmakta olup bu santrallerden 57 tanesi anolok, 59 tanesi digital
olarak haberleşmeyi sağlamaktadır.
Şehir merkezi,
ilçeler ve belediyelerin tamamı ve 558 adet köyden 491 adedi telefona
kavuşturulmuştur. Telefon götürüle- meyen 117 adet köyün haberleşme
sorunu acentelikler vasıtasıyla sağlanmaktadır.
GSM
sistemli haberleşme ortamı önceleri il merkezi ve sahil ilçelerda
yaygınlaştırılmış, Şebinkarahisar ve Alucra ilçelerinden başlamak üzere
diğer ilçe merkezlerinin de kapsama alanı içine alınması çalışmaları
devam etmektedir.
Sosyal ve Ekonomik Yapı:
Giresun'da
istihdamın büyük bir kısmı tarım ağırlıklı olmasına rağmen, kırsal
nüfus başına düşen tarımsal ürünler üretimi, ülke ortalamasının
altındadır. Bunun temel nedeni, tarımsal verimliliğin düşük olmasıdır.
Giresun ili tarımsal hasılasının, ülke tarımsal hasılası içindeki payı
binde 8.5 gibi düşük düzeydedir.
İlin yer aldığı
Karadeniz Bölgesi'nin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi itibariyle ülke
ortalamaları altında kalmasının temel nedenleri; Engebeli arazi
yapısına sahip olması ve coğrafi koşulların tarım ve sanayi için
elverişli olmamasıdır. Bölgede halen tarım sektörü ağırlığını korumakla
birlikte, tarımsal arazinin küçük parçalardan oluşması tarımsal
verimliliği düşürmektedir.
1-ENERJİ
Giresun
ili elektrik enerjisini entrekonnekte sisteminden ( ulusal enerji ağı)
temin etmektedir. İlde enerji üretiminde faaliyet gösteren sadece
Doğankent Hidroelektrik Santralidir. Doğankent Hidroelektrik
Santralinin 1997 yılı üretimi 252.955.000 kwh'dir.
İlde
tüketilen elektiriğin büyük bir çoğunluğu meskenlerde tuketilmektedir.
1996 yılında toplam elektrik tüketimi 251.147.375 kwh olup, kişi başına
düşen elektrik tüketimi 522 kwh/kişi'dir.
2-SANAYİ
İlde
imalat sanayi genel olarak tarım ve ormana dayalıdır. İlde 23 adet
fındık kırma tesisi mevcut olup, bunların 5 adedi entegre fındık kırma
tesisidir. Taş sektöründe de 13 adet yatırım mevcuttur.
İlde kurulan 70 hektarlık Organize Sanayi Bölgesinin tamamı kamulaştırılmış olup, alt yapı çalışmaları sürdürülmaktedir.
Doğu
Karadeniz Bölgesinde 1991'de başlatılan hafif silah sanayi projesi 1995
yılında ilimizde 16 şirketle, 7 adet esnaf kuruluşunun katılımı ile
GİRMAŞ GİRESUN MAKİNA SANAYİ A.Ş.kurulmuştur.Bu firma hafif silah
üretmekte olup, teslimatı M.K.E.K.'na yapmaktadır. Üretilen tabancalar;
Yavuz 16, (Kalimra :9*19 mm. Barabellum, Şarjör kapasitesi 15+1
mermili) ze Çotanak 5'lisi (38 mm. Kalibreli, Tanburlu, 5 mermili).
Tabancaların
namlu parçaları M.K.E.K.'nun sorumluluğunda ithal edilirken, şimdi
namluda bu şirket tarafından imal edilmektedir. Diyer yandan kapasite
artırımı çalışmaları devam etmektedir.
3-MADENCİLİK
Doğu
Karadeniz Metalojik Provensinin orta kesminde yer alan Giresun ili,
metalik madenler açısından çok önemli bir potansiyele sahip olmasına
karşın, endüstriyel ve enerji hammaddeleri açısından çok sınırlı bir
potansiyele sahiptir. Bu Metalik maden yatakları masif tip (Cu, Pb, Zn)
yatak ve zuhurlar çok önemli bir konuma sahiptir.
İlde ,
M.T.A.'nın bu güne kadar yapmış olduğu arama çalışmaları sonucu 43 adet
Bakır, Kurşun, Çinko, 7 adet Demir, 3 adet Magnezyum, 1 adet Sb
molibden ve 1 adet Sb yatak ve zuhur tesbit edilmiştir. Bunlardan
ekonomoik açıdan önem taşıyan büyüklükte 15 adet bakır, Kurşun, Çinko,
4 adet Demir, 6 adet illit-kaolen-bentonit-alunit, 4 adet
granit-mermer, 1 adet barit ve 2 adet uranyum yatağı mevcuttur.
Metalik
madenler, Espiye, Görele ve Tirebolu yörelerinde sahil kesimlerde yer
alır. Enerji hammaddesi olan uranyum'a ise Şebinkarahisar yöresinde
rastlanmaktadır.
4-İMALAT
İldeki imalat
sanayi'nin büyük çoğunluğu tarım ve orman ürünlerine datanmakta olup,
elverişsiz ulaşım ve coğrafi yapı yüzünden olumsuz etkilenmektedir.
İmalat sanayinde iki adet KİT kuruluşu bulunmaktadır. (ÇAYKUR Tirebolu
Çay fabrıkası, Seka Aksu Müessesesi Giresun) Bunun dışında 92 özel
işletme bu sektörde çalışmaktadır.
Giresun Ticaret
Odasına kayıtlı 1822 iş yerinden 692'si gerçek 1130'u tüzel kişiliğe
sahiptir. İlde küçük sanayi işletmeleri, sanayi sitesi bölgelerinde
toplanmıştır. İl merkezinde 2 adet küçük sanayi bölgesi kurulmuş, ağaş
ve metel işleri olarak bölünmüştür.
5-BANKACILIK
Giresun'da,
1997 yılı sonu itibariyle 12 ayrı bankanın toplam 45 şubesi faaliyet
göstermektedir. En fazla şubesi olan banka; 14 şube ile Ziraat Bankası
ve 11 Şube ile Halkbank'tır. Bunları 5'er şube ile İşbankası ve Akbank
izlemektedir. Banka şubelerinin 13 tanesi il merkezinde 32 tanesi de
ilçelere dağılmış bulunmaktadır.
6-GELİR DURUMU
Giresun
ili Gayrisafi Yurtiçi hasılası (GSYİH), 1996 yılı itibariyle 436.695
milyon TL. düzeyinde gerçekleşmiştir. Faaliyet kollarına göre dağılımı
ise, 1997 yılı itibariyle %36.4 tarım sektörü, %13.3'ü sanayi, %14.8'i
ulaştırma, %12'si ticaret ve %6.4'ü inşaat sektöründe olduğu
gözlenmektedir.
Giresun ili GSYİH'sinin Karadeniz
Bölgesi ve Türkiye içindeki yeri incelendiğinde ise, ilde yaratılan
hasılanın, Karadeniz Bölgesi hasılasının %4.47'sini, Türkiye
hasılasının ise %0.47'sini oluşturduğu görülmektedir.
1998
yılı içinde toplam bütçe gideri 17 trilyon 382 milyar, toplam bütçe
geliri 8 trilyon 383 milyar TL.'dir. İl genelinde Vergidairesi ve Mal
Müdürlüklerine kayıtlı 18.461 faal mükellef bulunmaktadır.
7-TİCARET
İlde,
iklim ve doğal yapı gereği, tarımsal üretim ve buna bağlı olarak oluşan
tarıma dayalı imalat sanayi üzerine bir ticari yapı kurulmuştur.
Dünyaca
kalitesi bilinen Giresu fındığı halkın temel geçim kaynağını
oluşturmaktadır. Bu fındığın işlenerek iç ve diş pazarlara hazırlanması
ilde kurulu bulunan modern tesislerde yapılmaktadır. Bu fındık önceki
yıllarda işlenmeden ihraç edilirken günümüzde , tesislerde işlenerek
kavrulmuş, kıyılmış, beyazlatılmış, un ve püre haline getirilmiş
şekilde ihraç edilmektedir.
Maden olarak, Kurşun
konsantresi ve barit madenide önem arzetmektedir. Bu madenler diş
ülkelere ihraç edilerek önemli döviz girdisi sağlanmaktadır.
İlde ayrıca kereste ve ağaç parke üretimi yapılmakta, SEKA Aksu Kağıt Fabrikası gazete kağıdı üretmektedir.
İlde
ticari hayatı canlandıran önemli faktörlerden birisi de kıyı
ticaretidir. Sovyetler birliğinin dağılması ile ortaya çıkan Bağımsız
Devletler Topluluğu ve özellikle Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine olan
kapıların açılması sonucunda, bu ülkelere önemli ölçüde ihracat yapan
firmalar kurularak, önemli ölçüde gelir sağlanmaya başlandı.
İlde,
1997 yılı ihtibariyle ihraç edilen önemli ürünler şöyle sıralanabilir;
Fındık, Maden, Buday unu, gazete kağıdı, kiremit, gofret, bisküvi,
inşaat malzemesi, fotoğraf kağıdı, çeşitli sebzeler, jüt çuval,
margarin, çuval dikme makinası.
İle yapılan ithalatın
dağılımı ise, ekmeklik buğday, gübre, çam, meşe, kayın ve kerestane
tomruğu, fındık işleme tesis makinaları ve çeşitli imalat işlemlerinde
kullanılan makina ve parçalarıdır.
İlimiz Gümrük Müdürlüğü 1997 yılı verilerine göre 263.941.356 $ ihracat yapılmış ve 4.495.236 $ ithalat yapılmıştır.
8-BALIKCILIK
İl
genelinde balıkcılık önemli bir geçim kaynağı olmasına rağmen, tüm
balıkcılık potansiyeli kullanılamamaktadır. Giresun'da balıkcılık, kıyı
balıkcılığı biçiminde yürütülmektedir. Avlanan balıklar hamsi, palamut,
torik, tivsi, sargan gibi göçmen balıklar ile kefal, kötek, karagöz,
barbun, kalkan, mezgit ve istavrit gibi yerli balıklardır.
9-TARIM
Doğu
Karadeniz Dağ silsilesinin ikiye böldüğü Giresun ilinin bu iki bölümü
arazi yapısı bakımından çok ayrı özellikler arzeder. Bol yağış alan
kuzey kesimde bitki örtüsü zengindir. Bu kesimde 800 m yüksekliğe kadar
fındık ve diğer meyve ağaçları ile genellikle yaprağını döken ağaçlar
yer almaktadır. 800-1200 m yükseklikler arasında iğne yapraklı
ağaçlara, 2000 m yükesklikte ise uçsuz bucaksız yaylalar yer almaktadır.
İlin
sahil kesiminde tarımsal faaliyetler içersinde Fındığın tartışılmaz bir
üstünlüğü vardır.Fındığın dışında ailenin geçimliği şeklinde
hayvancılık ve sebzecilik görülmektrdir. Son yıllarda seracılık önem
kazanmaya başlamıştır.Sahil kesimdeki önemli sayılabilecek bir faaliyet
de balıkcılıktır. Son yıllarda kültür balıkcılığı de giderek
yaygınlaşmıştır. Tirebolu- Eynesil bölgesinde çay yetiştiriciliği
fındıkdan sonra ikinci sırada olup, çoğu ailenin geçim kaynağını teşkil
etmektedir.
Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk
ilçelerinde tarımsal yapı sahil kesimden tamamen farklı bir özellik
gösterir. Çayır-mer'a alanları ve buna bağlı olarak hayvancılık önem
arzetmektedir. Hububat, Meyvecilik, Sebzecilik ve son yıllarda da tütün
ürtetimi yaygınca yapılan tarım faaliyetleri arasındadır.
10-HAYVANCILIK
İlde,
büyük ve küçük baş hayvancılığı, sahil kesimde otlakların az olması,
yem bitkisi ekiliş alanlarının dar olması ve girdi fiyatlarının yüksek
olması nedeniyle düşük sayıdadır. Yüksek kesimlerde ise nüfusun düşük
olması nedeniyke hayvan sayısı düşüktür.Bütün bu etkenlere rağmen
Alucra, Çamoluk, Dereli ve Şebinkarahisar gibi ilçelerde hayvancılık
halen en önemli geçim kaynaklarından birisidir. 2000 m yükseklikteki
yaylalar yaz aylarında hayvancılık için önemli bir yere sahiptir. Sun'i
Tohumlama ve Tabii tohumlama çalışmaları ile yerli ırkların ıslahı
çalişmaları devam etmelktedir.
Kümes Hayvanları ve
Arıcılık, Önemli geçim kaynaklarından birisi de arıcılıktır. 1997 sonu
rakamlarına göre ilde toplam 107.875 adet kovan bulunmaktadır. 1.150
ton bal üretilmaktedir.
Kümes hayvancılığı daha çok
ihtiyaç karşılamaya yöneliktir. Ticari amaçlı 4 adet Yumurta
tavukçuluğu yapan işletme bulunmaktadır. Toplam kapasiteleri 18.400
dür. 1 adet de 2.300 kapasiteli Broiler tavukçuluk yapan işletme
bulunmaktadır.
Su Ürünleri, Giresun Merkez ilçenin ve
bunla birlikte 8 ilçenin sahilde bulunması nedeniyle balıkcılık,
Giresun ekonomisinde önemli bir yer tutmaktedır. 116 km sahil şeridi
bulunan ilde, 1997 yılında denizden toplam 25.147.475 kg deniz ürünü
avlanmıştır.
Son yıllarda devlet desteği ile kültür
balıkçılığında da önemli bir ilerleme sağlanmıştır. 1997 yılı
rakamlarıyla il genelinde 65 adet Alabalık tesisi bulunmakta olup,
toplam kapasitelri 301 ton/yıl 'dir.
11-ORMANCILIK
İl
genelinde ormanlık alanlar oldukça geniş yer kaplamakdadır. Giresun ili
arazisinin 236 hektarlık alanını, yanı %40'ını ormanlık alan
oluşturmaktadır. Bu alanın, % 25'i normal koru alanı, %24'ü bozuk orman
alanı ve %51'i de çok bozuk orman alanıdır.
Bu
ormanları oluşturan ağaç türleri ibrelilerden; ladin, sarıçam, köknar.
Yapraklılardan; kayın, kızılağaç, kestane, gürgen, meşe, kavak,
akçaağaç ve karaağaçtır. Bu ağaç türlerinden, ladin, kayın ve çam
türleri saf ormanları meydana getirdiği gibi libreli yapraklı karışımı
ve yapraklıların kendi aralarında karışımından da orman şekilleri
meydana gelmiştir.
07 Haziran 2008 08:24 · Tr28
· Etiketler
aksu
,
batlama deresi
,
gelevera deresi
,
giresun
,
giresun akarsuları
,
giresun bitki örtüsü
,
giresun coğrafya
,
giresun coğrafyası
,
giresun coğrafyası nedir
,
giresun gölleri
,
giresun iklimi
,
giresun nüfus
,
giresun yeryüzü şekilleri
,
harşit çayı
,
pazar suyu
,
yağlı dere
Giresun ili, Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz Bölümü'nde yer
almakta olup, 37º 50´ ve 39º 12´ doğu boylamları ile 40º 07´ ve 41º 08´
kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır. İl, doğusunda Trabzon ve
Gümüşhane, batısında Ordu, güneyinde Sivas ve Erzincan, kuzeyi
Karadeniz ile çevrilidir.
İl, 6.934 km² lik yüzölçümü
ile ülke topraklarının binde 8,5'ini kaplamaktadır. 1997 Nüfus sayımı
sonuçlarına göre, il nüfusu 471.876 olup km²'ye 72 kişi düşmektedir. Bu
Nüfus yoğunluğu, sahil şeridinden il ortalamasının üzerinde iken, iç
kesimlere doğru gidildikçe bu oran belirgin bir şekilde il
ortalamasının altına düşmektedir.
İl'in nüfusu sürekli
azlmakta olup, ülke genelinde nüfusu gittikçe azalan iller arasında ilk
sıralarda gelmektedir. İl nüfusunda ki belirgin azalma 1970 yıllarından
ihtibaren başlamıştır. Nüfus azalmasının başında göç gelmektedir. İl'e
aynı zamanda göç gelmesine karşın, giden göçü karşılayamamaktadır.
İl'in
göç verdiği illerin başında, İstanbul, Bursa, Sakarya, Samsun,
Zonguldak ve Ankara gelmektedir Bu göç genelde aile düzeyinde olup,
Giresun ile bağlarını koparmamaktadır. Çoğu yazları gelmekte olup bir
çoğu ise emeklilikde geri dönmektedir.
Giresun ili
merkez nüfusu 1997 sayımı sonuçlarına göre 74.868 olup, ilde yanlızca
merkez ilçede yaşayanlar, kırsal kesimde yaşayanlardan fazladır.
Kentlerde yaşayanların ilçe nüfusuna oranı %13 ile Dereli'de en düşük,
%59 ile merkez ilçede en yüksektir.
İl merkezi, Aksu ve
Batlama vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde
kurulmuş olup, bu yarımadanın doğusunda ve 2 km. açığında Doğu
Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası (Aretias) bulunmaktadır.
Yeryüzü Şekilleri:
Giresun
ili, yüzey şekilleri bakımından engebeli bir görünüşe sahiptir.kıyı
genellikle tepelik bir görünüşe sahiptir. Kıyıdan 50-60 km. içerde,
kıyıya parelel olarak bir duvar gibi yükselenen Giresun dağlarının
ortalama yüksekliği 2000 m. olmakla birlikte bazı yerlerde 3000 m.'yi
aşar. Bu dağların Üzerindeki Önemli yükseltiler şunlardır: Balaban
dağları (Abdal Musa Tepesi 3.331m.), Gavur dağı Tepesi (3.248m.),
Küçükkor Tepesi (3.044m.), Cankurtaran Tepesi (3.278 m.), Karagöl
Dağları (Karataş Tepesi 3.107m.), Kırkızlar Tepesi (3.025 m.), Yürücek
Tepesi (2.313 m.). Bu dağlar üzerinden kıyı ile iç kesimler arasındaki
ulaşım, Şehitler Geçidi (2.475 m.), Eğribel (2.075 m.) ve Fındıkbel
(1.750 m.) geçitleri ile sağlanır.
İl genelinde az yer
kaplayan ovaların büyük bölümü kıyı kesiminde yer almaktadır. Bunun
haricinde Kelkit vadisi'nde Avutmuş Deresi'nin Kelkit Çayı ile
birleştiği bölümde küçük bazı düzlüklere rastlanır.
Giresun
dağlarının 2000 m. yi aşan kesimlerinde hayvancılık açısından da önemli
birçok yayla yer almaktadır. Bu yaylaların başlıcaları; Kümbet,
Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli, Yaşmaklı
Ağaçbaşı, Karaovacık Güvende yaylalarıdır.
Akarsular ve Göller:
Giresun
ilinin kuzey bölümünde, Giresun dağları ile Kuzey Anadolu dağları'nın
bazı kesimlerinden doğan çok sayıda küçük akarsu vardır ve bu nedenle
kıyı şeridi sık vadiler ağıyla yarılmıştır. İl topraklarındaki
akarsuların tümü, dağların dik yamaçlarından büyük bir hızla aktığından
oluk biçimli derin vadiler oluşmuştur. başlıca akarsuları:
Aksu: Karagöl bölgesinden doğar, merkez ilçenin doğu sınırında Karadeniz'e dökülür. uzunluğu 60 km.dir.
Harşit Çayı:
Gümüşhane il sınırındaki Vavuk Yaylası'ndan doğar, üzerinde doğankent I
ve II hidroelektrik santralleri vardır. İl içindeki uzunluğu 50 km.
olup, Tirebolu ilçesinden denize dökülür.
Gelevera Deresi: Balaban dağları'ndan doğar, uzunluğu 80 km. olup Espiye ilçesinin dpğusundan denize dökülür.
Yağlı Dere: Erimez dağları'ndan doğar, espiye ilçesinin batısından denize dökülür.
Pazar Suyu: Karagöl
ve Yürücek bölgelerinin sularının birleşmesi ile oluşur. Uzunluğu 80
km. olup, Bulancak ilçesinin batısından denize dökülür.
Batlama Deresi:Çaldağ'ın
batı yamacının güneyinde bektaş Yaylası'ndan doğar. Uzunluğu 40 km.
olup, merkez ilçenin batısından denize dökülür.
Bölgede
önemli büyüklükte göller yoktur. Ancak, kara göl kütlesinin kuzeybatı,
kuzey ve kuzeydoğu yamaçları 10 kadar buzyalağı (sirk) tarafından
oyulmuştur.
İklim Özellikleri:
Giresun
Dağları'nın kıyıya paralel olarak uzanışı, bölgede iki farklı iklim
bölgesi oluşmasına neden olmuştur. Karadeniz kıyılarında ılık ve
yağışlı iklim sürer. Uzun yıllara göre , merkezde yıllık sıcaklık
ortalaması 14.2º C dir. En soğuk ay (Şubat) ortalama sıcaklığı 6.9º C,
en sıcak ay (Ağustos) Ortalaması ise, 22.3º C dir. Kaydedilen en düşük
sıcaklık 6 Şubat 1960'da -9.8º C, en yüksek sıcaklık ise 4 Ekim 1952'de
37.3º C olarak ölçülmüştür. Yağışlar bol olup, yıl ortalaması 1.305mm
dir. Mavsimlere göre dağılımı; Kış %29, İlkbahar %18.5, Yaz %18.5 , Kış
%34 dür.
En çok yağış Ekim ve Kasım, en Az
yağış ise Mayıs ve Haziran aylarında görülür. en fazla yağış düştüğü
aylarda , aylık ortalama yağış 140 mm.'yi aşarken, en az düştüğü
aylarda 60 mm.'nin altına inmez.
Yağışlı günler
ortalama sayısı 184, kar yağışlı günler 6, karla örtülü günler sayısı
11'dir. Kıyıdan içe doğru gidildikce iklim değişmektedir. Giresun
Dağları'nın denize bakan yamaçları daha da yağışlıdır. Kışlar daha sert
geçer, kar örtüsü daha uzun süre kalır ve yazlarıda serin geçmektedir.
Kelkit vadisinde ise, kişlar sert, yağışlar azdır. En çok yağış da kıyı
kesminin tersine ilkbahar'da düşer.
Ortalama deniz suyu sıcaklığı 16.9º C olup, en yüksek değerlerine Temmuz - Ağustos aylarında ulaşır(25º ).
Bitki Örtüsü:
Doğal
bitki örtüsü, iklim özellikleri ve yükseltiye bağlı olarak değişir.
Bitki örtüsünün dağılışın da ilin iki kesimi arasında farklar vardır.
İlin kuzey kesiminde kıyıdan ihtibaren 800 m. yükseltiye kadar fındık
bahçeleri ile kaplıdır. Bu fındık bahçelerinin arasında yer yer Kızıl
ağaç, kestane yükseldikce gürgen, meşe ve kayınlar dan oluşan ormanlar
bulunur. 1600 metreden sonra da köknar, ladin ve sarıçamlardan oluşan
ormanlara rastlanır. 2000 metreden sonra ise gür çayırlar ile kaplı
yaylalar yer alır. Giresun Dağları'nın güneyindeki Çoruh-Kelkit Vadi
Oluğu'na bakan kesimde ise, daha çok meşelerden oluşan kurakçıl
ormanlar ve bozkır bitkileri ön plana çıkar.
İl
arazisinin %25'i tarım alanı, %34'ü orman ve fundalık alan, %18'i çayır
ve mera ve %25'i tarım dışı araziden oluşmaktadır.
07 Haziran 2008 08:15 · Tr28
· Etiketler
evliya çelebi'nin seyhatnamesinde giresun
,
giresun
,
giresun tarih
,
giresun tarihi
,
giresun tarihi bilgi
,
giresun tarihi bilgileri
,
giresun tarihi nedir
,
kerasus
Giresun,Doğu Karadeniz Bölgesinin sahil şeridinde, mavi ile yeşilin
buluştuğu yerde bir yarım ada üzerinde kurulmuştur. Karadenizin tek
adası olan Giresun Adası(Aretias) adeta kentin simgesi durumuna
gelmiştir. Şehrin adı, eski adı olan "Kerasus"
kelimesinden gelmektedir. Bu ismin kaynağında iki rivayet vardır.
Birincisi yetişen bol miktardaki kirazdan geldiği, ikincisi de şehrin
üzerine kurulu olduğu yarımadanın denize doğru bir boynuz gibi
uzanmasındandır. Eski yunanca'da "boynoz" Kerastan anlamında idi.
Şehrin
kimler tarafından nerede kurulduğu hala tartışmalıdır. Şehir hakkında
Roma ve Bizans ve Rum Pontus imparatorluğu dönemine ait tatminkar
bilgiler olmasada, Romalı idareci Arrien Farnakia'nın eski adının
Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinop'lular tarafından
kurulduğunu yazmıştır. Böylece araştırmacıların M.Ö. 183'te Sinop'u
alan Pontus Kralı Farbakies'in Giresunun bu günkü bulunduğu yarımada da
Farnakia adlı yeni bir kale inşa ettirdiğini, sonraları buraya Kerasus
adını verdiğini ileri sürmelerine sebep olmuştur.
Eski
Anadolu tarihi araştırmalarında, bu bölgede M.Ö. 2000'li yıllardan beri
Türk varlığının mevcut olduğunu anlamışlardır. M.Ö. 7. yüzyılda
Kimmerler ve Sakaların (İskitker) Karadenize göç etmesiyle Oğuzlar da
bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer,
Avşar, Karkın, Hallaç'ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak
Türklerinin yerleşimi mevcuttur
M.Ö. 7. Yüzyılın ilk
yarısında Saka baskısı sonucu Kimmerler, Kafkaslar'ı Geçerek Anadolu'ya
gelip Şebinkarahisar'ın Bozbayır, Akkaya, Güneytepesi, Dışkaya
civarındaki mağraların bulunduğu bölgeye yerleştiği sanılmaktadır.
Giresun'un batı yakasındaki "Çıtlakkale" mahallesi
adının Deliorman ve Selanik civarından gelen Türk topluluğu
Çıtlaklardan geldiği, bölgede konuşulan lehçe ve kültür unsurlarından
anlaşılmaktadır.
Karadeniz bölgesinde bir çok koloni
şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu şehirlerinin
kurucularıdır. Persler, Anadolu'yu ele geçirdikten sonra, bölgeyi
merkeze bağlı satraplıklara ( Eyalet) bölmüşlerdir. Giresun Doğu
Karadeniz eyaleti içinde kalmıştır.
Giresun, bir süre
Kapadokya Krallığı (M.Ö. 332-323) ile Makedonyalıların (M.Ö. 301)
hakimiyetinde kalmıştır. Roma İmparatorluğu bu bölgede egemen olan
Pontusluların hakimiyetine son vermiş ve Farnakeia'yı kendi
sınırlarıiçersine katmıştır. Romalı yazarlardan Ammianus Marcel'e göre
Romalı komutan Lucullus bölgeye geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını
görerek, kiraz fidanlarını Romaya götürmüş. Bu bilgiye dayanılarak
kirazın dünyaya Giresun'dan yayıldığı söylenmektedir.
Bizans
egemenliği döneminde Yunan soyunun gitdikçe zayıflaması ile bölgedeki
başka soydan gelen insanları asimile etmeye çalışmıştır. Bu yüzden Doğu
Karadeniz bölgesindeki ormaları kesip burdaki kabileleri ithat altına
almaya çalışmışlar ve bölgeye bir miktar Hırıstıyan Bulgar Türk'ü
bölgeye getirmiştir. 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları bölgeye
gelerek İslamiyeti tanıtmaya başlamışlardır.
1204
yılında Haçlıların İstanbul'u ele geçirmeleri sonucu, Bizans İmparatoru
Komnenos'un çocukları Trabzo'u alıp burada Trabzon Rum İmparatorluğunu
kurmuşlardır. Giresun'da bu devletin sınırları içinde kalmıştır. 1244'
de Trabzon Rum Devleti Moğolların egemenliği altına girerek, Türklerin
bir eyaleti olmuştur.
Bölgenin Moğollar hakimiyetine
girmesindan sonra, Oğuzların boylarından biri olan Çepniler; Ordu,
Giresun ve Trabzon illerine yerleşmeye başlamışlardır. Giresun'un
Türkleşmesi Anadolu Selçuklu Beylikleri döneminde dada artmıştır.
1297'de Ünye yöresini ele geçiren Çepniler, Trabzon'a kadar akınlar
düzenlemişlerdir. Bu akınlar sırasında Giresun kalesinin zapdedildiği
sanılmaktadır.Tarihçi Panaretos'un yıllığına göre 1301'de İmparator
II.Alezios, Kerasus'a gelip "Koustougans" adlı Türkmen
beyini yenilgiye uğratmış ve kalenin surlarını yeniden yaptırmış.
Bahsedilen bu Türkmen beyinin Küçük Ağa veya Küçdoğan olduğu
belirtilmektedir.
Çepni Türklerinin Beyi olan Hacı Emir
Bey'in Oğlu Emir Süleyman Bey 1397'de Giresun'u feth ederek bölgenin
tamamen Türkleşmesini sağlamıştır.
1402'de Timur'un
egemenliğine giren bölge, 1405'te tekrar eski konumuna kavuşmuştur.
1453'te Fatih Sultan Mehmet Giresun'u vergiye bağlamış fakat vergisini
ödemediği için 1456'da şehri kuşatsada, Giresun ödemesi gereken vergiyi
artırarak Osmanlıdan kurtulmuştur. 1461 Yılında Fatih Sultan Mehmet
Han'ın Trabzon Rum İmparatorluğunu feth etmesiyle Şehir teslim olmuş.
Yavuz
Sultan Selim'in, Giresun'un Türk-İslam şehri haline gelmesinde çok
önemli rolü olmuştur. Osmanlı idaresi altında Şehir bir liman kenti
olarak gelişmiş faket bu dönemde zaman zaman ayaklanma ve eşkiyalık
hareketleri baş göstermiştir. 1586 ve 1587 yıllarında şehirde muhafız
olarak bulunan yeniçerililer bağzı karışıklıklar çıkartmıştır. Bazı
kaynaklarda ise 1634 yılında , Kazakların Şehir ve yöresini
yağmaladığını yazmaktadır. 1756'da Canik muhassılı olan Süleyman Paşa
ve kardeşi Ali Bey 12.000 kişilik bir kuvvetle şehri basıp
yağmalamıştır. XIX. Yüzyılda Tuzcuoğulları isyanı bölgeyi etkilemiş,
bunlara katılan Laçinoğulları 1816'da Giresun'a tam olarak hakim
olmuştur. II. Mahmud'un gönderdiği iki fıkateyn ile bir korvet şehrin
önlerine gelerek yeniden kontrolü sağlamıştır.
Giresun
osmanlı idaresinde kaza merkezi idi. 1486'da Trabzon Sancağına bağlı
Zeamet-i Kürtün adlı idari bölgenin merkezidir. 1515'te Kürtün kazasına
bağlı Çepni vilayetinin merkezi durumunda iken XVI. yüzyılın sonlarında
Giresun kazası olmuştur. Tanzimat döneminde Trabzon'a bağlanmış ve
1847'de Trabzon Merkez livasına tabi olmuştur. 1855'de Ordu livasına,
1856'da yeniden Trabzon livasına, 1857'de tekrar Ordu livasına
bağlanmıştır. 1866 tarihli Devlet salnamesinde Trabzon sancağının
kazası olmuştur. 1875'ten 1878'e kadar Karahisar-Şarki Sancağına
bağlanmış ve 1879'da tekrar Trabzon Sancağına bağlanmıştır. 1923
yılında ise il olmuştur.
Evliya Çelebi'nin Seyhatnamesinde Giresun
İstanbul,
Kostantini'nin yapısıdır. Sonra Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanın eline
geçmiş ise de, yine Ceneviz Frengi istilâ etmiştir. sonra Fatih
zamanında musâhip Mahmut Paşa eliyle zapt olunmuştur. Fatih, kale
fethedilir- ken Mahmut Paşaya "Bu gece kale altına Giresun !" diye ferman edince kaleye metrise girip fethettiğinden adına "Giresun"
denilmiştir. 17. iklim enlemindedir. Trabzon eyaletinin sınırının
başladığı yer de Paşa hasıdır. Hâkimi müslümandır. Üç yüz payesiyle
mükellef kazadır. Yeniçeri ocağından Serdarı, Kale Ağsı, Neferleri,
Gümrük Emini. Müftüsü, Nakibi vardır. Deniz kıyısında Canik ile Trabzon
arasındadır. Trabzon Giresun'un doğusuna düşer. Burası Ceneviz
Frenginin elinde iken mâmur ve büyük bir şehir imiş. Hala o zaman
yapılanların eserleri görünür. Fakat Giresun şimdi o kadar büyük şehir
değildir. Çarşısı içinde camileri, mescitleri, han, hamam, çarşı ve
pazar- ları vardır. Kalesi deniz kıyısındadır. Bağ ve bahçelerinde
meyveleri çoktur. Liman âlâ demir tutar yataktır. fakat batı rüzgârında
biraz sıkıntılı olur.
Limanın batı tarfında bir küçük adası vardır. Nice kereler Kazaklar o
adanın şaykalarını saklayıp karadan asker dökerek bu şehirden bol para
almişlar, şehre ateşe yakmışlardır. Çünkü kalesi şehri koruyamaz. Bu
şehir Trabzon eyaletine tâbi olmakla Ömer Paşa askerinden nice denizden
bıkarak kara yoluyla giderler.
Millî
Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet Döneminde Giresun tarihi
incelendiğinde, I.Dünya Savaşı'ndan önce bölgenin etnik yapısına
bakıldığında, nüfusun yarısının Türk, Diğer yarısına yakın bir kısmının
Rum ve geri kalanın da Rum olduğu görülmektedir.
Bu
tarihlerde Giresun'da yaşayan Türkler hayvancılıkla uğraşmakta ve fakir
bir hayat sürdürürken, Şehrin her türlü ticaretine hakim olan Rumlar
ise zengin bir hayat sürdürmaktedir. Rumların en büyük hayelleri, bu
bölgede Pontus Rum Devletini yeniden kurmak ve Türkleri bölgeden kovmak
veya imha etmekti. Trablusgarp ve I.Balkan savaşlarında Türklerin
bağlup olmaları Rumların bu fikirlerini dahada kamçılayarak onları
şımartmıştır.
I.Dünya Savaşında Ruslar karşısında
Bayburt Hattı'nda savaşan 37.Fırkanın emrinde Giresunlulardan oluşan
bir de gönüllü birlik vardı. Başında Gazi (Topal) Osman Ağanın
bulunduğu bu birlik, düşman kuvvetleri karşısında çetin savaşlar vermiş
ve Harşit Çayına kadar çekilmiştir. Burda sayısını artırarak Rusları
durdurmuştur.14 Şubat 1918 günü Türk birliği, Rus oadusunu Kanlıdere
mevkinde yenerek Giresun'un işgalini önlemiştir. Bu başarıdan sonra
Giresun'lu gençler, Batum'a giderek Doğu Karadenizin Rus işgalinden
temizlenmesine yardımcı olmuşlardır. Osmanlı Devleti savaşı
kaybettiğinden, 30 ekim 1918'de Mondros Ateşkes anlaşmasını imzalamak
mecburietinde kalmıştır.
Bu ateşkesden yararlanmak
isteyen Ermeniler doğuda Ermenistan, Karadeniz kıyılarındaki Rumlar da
Rum Pontus devletini kurma çalışmalarına başlamışlardır. Rum çeteleri
Atina ve Patrikhanenin talimatları ile Türk köylerini basmış ve halkın
bir kısmını katletmiştir.
I.Dünya Savaşı esnasında
Osmanlı Hükümeti; çeteler kurarak düşmanla işbirliği yapan bir kısım
Rum ve Ermeni'yi zorla göçe tabi tutmuştur. Bu kanunu yürütenler
hakında idam fermanları yazılmaya başlanmıştı. Giresun'daki Runlar da
büyük devletlere başvurarak Giresun gönüllülerinin lideri Osman ağanın
idamını talep etmişler. Bunun üzerine Osman ağa bir gurup adamıyla dağa
çıkarak, Türk köylerini Rum baskılarından korumuştur.
15
Mayıs 1919'de Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleri Rumları çok
sevindirdi ve Türklere karşı taşkınlıklarda bulundular. Bunun üzerine
Giresun'lular 17 Mayıs 1919'da Büyük bir miting düzenleyerek,
tepkilerini dile getirdiler. Bu yıllarda Anadolu galip devletler
tarafından paylaşılırken, Giresun'da Belediye reisliği yapmış olan
Kaptan Yorgi Paşa'nın oğlu Konstantin Konstantinites başkanlığındaki
bir heyet, İngiliz Başbakanı Lord Corç'a baş vurarak, Hopa'dan Yeşil
Irmak boylarına kadar bir Pontus Devleti kurulmasını istemişler.
Bu
haber üzerine şehrin ileri gelenleri Trabzon'da toplanarak, Muhafaza-i
Hukuk-u Milliye Cemiyeti bir şubesinin Giresun'da açılmasına karar
vermişlerdir. İlk yönetim kurulu Dizdarzâde Eşref Bey'in başkanlığında
öğretmen Niyazi Tayyip, Doktor Ali Naci, Ethem Nazif ve İbrahim
Hamdi'den oluşmuştur. Bu Cemiyetten Doktor Ali Naci ve İbrahim Hamdi
beyler Erzurum Kongresi'ne katılmışlardır.
23 nisan
1920'de meclisin açılması ve Milli hükümetin kurulması ile, Giresun
askerlik şubesi başkanı Hüseyin Avni Alparslan Bey, bu hükümeti tanımış
ve Ankara ile ilişkiler kurarak, 1000 kişilik bir tabur teşkil edilir.
Bu tabur Kars'da Kazım Karabekir Paşa' nın emrine gönderilmiştir.
Osman
Ağa, Rusya'dan yiyecek karşılığında silah teğmin edip, bu silahların
bir kısmını Ankara'ya göndermiş, diğer bir kısmını ise yeni toplanan
erata dağıttırmıştır.
Atatürk, Giresun gönüllülerinin
muhafızlığını yapması için Osman Ağa'dan bir manga asker ister. Bunun
üzerine 250 kişilik bir birlik oluşturulmuştur. Bu birliğin adına ise "Giresun Gönüllü Müfrezesi" denmiştir.
Atatürk,
Osman Ağa'ya Giresun'da bir alay kurmasını emrini vermiştir. Bunun
üzerine kurulan 47. Alay'ı, Koçgiri isyanının bastırmada
kullanılmıştır. daha sonra kurulan 42. Alay'ın komutanlığına Hüseyin
Avni Bey getirilmiş ve Samsun'daki Pontusçu Rumların üzerine
gönderilmiştir. Görevlerini başarı ile tamamlayan iki alay Samsun'da
birleşerek Sakarya cephesine sevk edilmiştir. Sakarya Savaşında,
Hüseyin Avni Bey de dahil olmak üzere, 42. Alay'ın büyük bir kısmı
şehit olmuştur. 47. Alay ise savaşın sonuna kadar çarpışmış, zaferi
kutladıktan sonra Ankara'ya dönmüşlerdir.
Gönüllü asker, Giresun Uşakları Atatürk'ün, Ankara'da ve Anadolu seyahatlerinde muhafızlığını yapmıştır.
19Eylül
1924'de Atatürk Giresun'u Cumhurbaşkanı olarak eşi Latife hanım ile
ziyaret etmiştir. Bu ziyaret esnasında, Bilgi Yurdu önünde toplanan
gençlerin sevgi ve bağlılık gösterileri karşısında durmak zorunda
kalmıştır. Gençler adına Dr. Necdet heyecanlı bir konuşma yapmıştır.
"Bilgi Yurdu adına sizi selamlıyorum; hoş geldiniz Paşa... Kaç gündür sizi bekliyoruz
Karadeniz'e
çıktığınızdan beri gözlerimiz ufuklarda kaldı. Enginlerin göklerle
birleştiği yerde hep sizi aradık. Doğru Dumlupınar'dam mı geliyorsunuz?
Yaptığınız tarihi tekrar yaşamak için mi oraya gittiniz? Sizin irade ve
kutretiniz altında ölen ve öldüren şehitleri ziyaret ettiniz mi ?
Şimdi
ölenlerin de derin bir huşu ve hürmet duyduğum gözleriniz, onları gördü
mü? Dünkü silah arkadaşlarınızın ruhları mezarlarında şen ve müsterih
uyuyor, deyil mi ? İçlerinde bizim yeşil Giresun' dan da kimse var
mıydı?
Kim iddia edebilir ki, temelini kudretli ellerinde vaaz ettiğin "meçhul şehit "
abidesi, bizim Giresun Uşaklarından birinin değildir. Onlara
arzularının yerine geldiğini söylediniz mi? Asil ve temiz kan- larının
topraklara aktığı gün düşmanın da Akdeniz'de boğulduğunu anlattınız mı ?
Sen olmasaydın ey büyük Münci ! Ey büyük Halasker ! Türk tarihi de
bugün olmayacaktı. Olsa bile sahifeleri artık zafer, hürriyet, saadet
değil; zillet, esaret ve hakaret kaydedecekti.
Bilmiyorlardı
ki,Türk tarihi yalçın kayalar üzerinde ve Türk milletinin kalbindedir.
Bilmiyorlar ki , sen o kalplerin birleştiği müşterek bir yüreksin."
1923 yılında il olan Giresun'un çevresi, Trabzon, Gümüşhane,Erzincan, Sivas ve Ordu illeri ile çevrelenmiştir.
Atatürk'ün Halka Hitaben Yaptığı Cevabi Konuşma
"Ey genç ! Bütün memleketin gençliğine tercüman olan kıymettar sözlerinden fevkalalede memnun oldun.
Aafyonkarahisar
ve Dumlupınar'da sizin Uşaklar da vardı. Bundan dolayı müsterih ve
memnun olabilirsiniz. Memleket bu sözleri söyleyen gençlikle iftihar
edecektir. Bu memleketin gençliği hakkımda pek büyük teveccüh gösterdi.
Bu kadarına layık olduğumu bilmiyordum. arkadaşlar... Bu memleketi ve
milleti asırlardan beri berbat edenler çoktan ölmüştür. Bütün gençlik
buna iman etmelidir. Bizim kanımız akmadıkça bunlar bir daha avdet
etmeyecektir."